SURİYE SAVAŞI HAKKINDA MÜLAKATLAR -1-

 Konuşma: Metin ACIPAYAM-MUSTAFA UZUN

 


*Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Suriye, hem tarihsel olarak hem de mevcut durum itibarıyla ümmetin merkezindedir. Zaten Nusayri – Alevi rejiminin en büyük zararı, tarih boyunca İslam Ümmetinin tam merkezinde olan bu toprakları tarihin dışına itmeleriydi. Bu topraklar ilk İslam fetihleri sonrasından başlamak üzere bugüne kadar Ümmetin orta yeriydi. Şam’ı ümmet havuzunun dışına itme projesidir Nusayri Rejimi.

*Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Sadece ümmet olmak anlamında değil, ümmet olamama anlamında da büyük bir etkisinin olduğu aşikar. Suriye; ümmet için Çeçenya, Bosna, Filistin, Patani, Moro, Arakan gibi cihad bölgeleri ile kıyaslanamayacak kadar farklı bir kırılmanın adı olmuştur. Bu, içe dönük bir kırılmadır. Filistin özelinde düşünecek olursak HAMAS – FKÖ benzeri bir kırılma değil asla. Ya da Sünni – Şii kırılmasından bahsetmiyorum. Afganistan kırılması dahi Suriye ile kıyaslanamaz. Çok daha derin bir kırılmadan bahsediyorum.

*Cihadın ümmet olmaya katkısı nedir, Suriye misalinde cihadın tesiri nasıl okunabilir?

Dünyanın neresinde bir Müslümanın ayağına diken batsa diğer tarafındaki Müslümanın bunu hissetmesi açısından elbette fiili cihadın etkisini tartışmak manasız. Kardeşi için canını feda etmeye koşan bir yığın yiğitten söz ediyoruz. Ancak sadece koşu düzleminde kalsaydı buna biz “katkı” derdik. Keşke. Fakat sadece bu noktada kalmadı, kalamadı, bırakmadılar.

*İslam coğrafyasının her bölgesinden yiğitlerin gelmesi ümmet olma sürecinde mesafe almamıza katkıda bulunuyor mu, nasıl?

Bir süre önce Moro’da Moro Müslümanları Lideri Hacı Murat ile uzunca bir söyleşi yapmıştım. Sonuçta kazanan, Filipinler Devletini diz çöktüren bir cihadi hareketten söz ediyoruz. İslam Coğrafyasındaki diğer direniş hareketlerine yönelik tavsiyelerini sorduğumda net olarak; “Yabancı savaşçıların, mücahitlerin gelmesine mani olsunlar” demişti. Bakın, çok keskin bir duruş bu. Az önce cihadi koşudan bahsederken bunu anlatmaya çalışıyordum. Afganistan’ı düşünün, Çeçenya’yı düşünün. Şimdi Suriye’de birbirine giren Mücahitleri düşünün. Evinden, vatanından, annesinden, babasından, eşinden, çocuklarından cihat için ayrılıp Şam topraklarına gelen ve yine kendisi ile aynı duygu ve düşüncelerle gelen başka bir mücahitle çarpışan, kan döken, kafaları kesen bir noktaya savrulmayı düşünün. Bugün çağın Nemrudu Esed mi daha çok Müslüman katlediyor yoksa mücahit grupların birbirleri ile yaptıkları çatışmalarda mı daha çok Müslüman hayatını kaybediyor? Açıkçası o yiğitlerin tertemiz duygularla geldikleri Şam toprağında bu kadar Müslüman kanı almalarına tahammül edemiyorum.

Sadece bir öngörüde bulunuyorum. Gaybı yalnızca Allah bilir. Eğer bu mücahitler Şam’a akın etmeseydiler Esed’i bugün hatırlayan dahi olmazdı, bugün evimizde ağırladığımız Suriyeli aile Halep’te güvenli bir şekilde yaşıyor olurdu, 12 yaşındaki Süleyman’ın kız kardeşi hala sağ olabilirdi. Suriye’de hayatını kaybeden yüzbinlerin suçunu, milyonlarca mültecinin ahını cihat için bu ülkeye giden mücahitlere yüklüyor değilim elbette ama onların temiz aşkları New York Borsasında, Londra Borsasında, Tahran Borsasında, Moskova Borsasında işlem göreli çok oluyor, derdim bu.

*Suriye’de Rusya, ABD, AB gibi küresel, İran gibi yerel güçlerin küçük farklarla aynı noktada buluşması, Suriye cihadını ümmetin kurtuluş savaşı seviyesine çıkarır mı?

Aslında küçük farktan söz etmek pek gerçekçi değil. Temelde fark yok, görünürdeki fark ise milyonlarca insanın canına okumuş oldu. Burada mevzuyu daraltmak sadece sorunu örtmeye, gizlemeye yarar. Yani siz Suriye meselesini sadece bu kirli güçlerin gizli bir ajandasına bağlarsanız bu hiç de gerçekçi olamaz. Elbette bu saydığınız güç odaklarının hepsinin ayrı ayrı hesapları var. Hepsinin kendi ajandası var. Bunlar olacak, oluyor. Ümmetin kurtuluşu noktası ise daha karışık. Keşke bahsettiğiniz gibi bir kurtuluş umudu Suriye üzerinden imkân bulsa. Allah’ın yardımının nerede, nasıl geleceği belli olmaz. Bu bizim işimiz de değil. Biz sadece umarız, dileriz, isteriz ama herhalde bu kadar kirli bir ortamdan, ölenin de öldürenin de Allah’u Ekber dediği bir ortamdan ümmetin kurtuluşu çıkmayacak gibi. Keşke çıksa. Yaptığımız şeyin adı en basit şekliyle kolaycılık.

*Şia ve İran’ın küresel güçlerle birlikte Müslüman katletmesi, ümmetin kurtuluş savaşını aynı zamanda Şia’ya karşı da vermesi lüzumunu ortaya çıkardı mı?

Kudüs fethedilmeden önce Mısır’daki Şii Fatımi Devleti susturuldu. Bu şu demek, zafer için ayrılıkların bitirilmesi, fitne ortamından kurtulmak ve aykırı seslerin net bir şekilde susturulması gerekiyor. Ancak bu, İran’ı tek düşman bilip düşman hanesinin ilk satırına ismini yazmakla olacak bir iş değil. Bunu kim istiyor? Eğer New York’ta,  Londra’da, Tel Aviv’de oturuyor olsaydım İran’a karşı açık bir mücadeleyi öncelikli hedef olarak vaaz ederdim. “Sizin asıl düşmanınız İran” derdim. Bu işin aması, maması yok. Bugün bizim ağzımıza İran sakızını verenler emin olun Batılı kirli güçler. Nasıl İran’a el atıyorlar ve bölgede İran’ın önünü açıyorlarsa aynı şekilde eskiden alttan alta, şimdi ise açık açık Sünni – Şii, Türkiye – İran vs savaşlarını teşvik ediyorlar. Bu işten kimin karlı çıkacağı aşikar. Müslüman ferasetli olmalı. Fatımilerin bir zamanı var ama o zaman bu zaman değil. İsmet Özel, Sebeb-i Telif’te ne diyor? “Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız / ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla / düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz / siz gidin artık / düşman dağıldı dedikleri bir anda / anlaşılıyor / baştan beri bütün yenik düşenlerle / aynı kışlaktaymışız”

*Topyekun kurtuluş savaşı zaruret haline gelmişse, bunun bir merkez karargaha ihtiyacı var mıdır, varsa Türkiye’nin karargah ülke olma ihtimal ve imkanı var mıdır?

Bir Merkez Karargah güzel bir hayal. Tabi hayal kurmayan hiçbir şey başaramaz. Hayal etmeyen yapamaz. Türkiye’nin bu karargaha ev sahipliği yapması noktasında ise Avrupa Birliği Bakanlığı’na bakarak acı acı gülüyorum sadece. Ne zaman İslam Birliği Bakanlığı kurulur, gel o zaman konuşalım bu konuyu yeniden.

*Türkiye’nin Suriye siyasetini değerlendirir misiniz?

Türkiye, kapılarını muhacirlere açarak ümmetin onurunu kurtarmıştır. Tarihsel sorumluluğunu yerine getirmiştir. Bugün fitne ortamından kaçarak bu ülkeye sığınan her bir insanın duası bu siyaseti belirleyenlere yapılmaktadır ancak acı olan şu ki, bu mültecilerin evlerinden, topraklarından kopmalarında, bu kadar insanın katledilmesinde ve şehirlerin harap olmasında maalesef Türkiye’nin Suriye siyasetinin de etkisi vardır. Şöyle söyleyelim, bugün Suriye’de ne oluyorsa bunda Türkiye’nin de sorumlulukları var. Akan her damla kandan Türkiye de sorumludur. Yaptıklarımız ve yapmadıklarımız üzerinden söylüyorum bunları. Basit bir şeyden bahsetmiyorum, katledilen annelerden, çocuklardan bahsediyorum.

*SURİYE PLATFORMU’nun kurulması gerekir mi, böyle bir teşebbüs olduğunda katılır mısınız?

Suriye için bugüne kadar yaptıklarımız, yapmadıklarımız ortada. Yaptığımız en iyi iş muhacirlere alan açmaktır. Suriye’deki sorunları çözme noktasında ise çuvalladığımız aşikar. Suriye meselesi ilk günden itibaren hep negatif yönde ilerledi. Bizim bütün müdahalelerimiz işi daha da zora soktu. Suriye için biz ne yaptıysak hep zarar verdik. Yeter artık, daha fazla kurcalamayalım noktasına geldim ben. Bir ülke dolusu inciri berbat ettik. Bizim yaptığımız en iyi şey, o zulümlerin merkezindeki insanlara kucak açmamız oldu. Biz bunu yapalım, açık söylüyorum. Bizim müdahalelerimiz daha fazla kan, daha fazla şehit, daha fazla yıkım olarak geri geliyor yıllardır. Ders alalım ve artık karışmayalım. “Suriyeli Mülteciler için Platform” kuralım, Türkiye’deki ve Suriye’deki mağdur insanlara el uzatalım ama artık Suriye için yaptığımız en ufak bir hareketin 10 bin, 50 bin, 100 bin şehit olarak geri döndüğünü görerek haddimizi bilelim. Suriye’yi Suriyelilere bıraksaydık bugün ne Esed, ne İran, ne Hizbullah, ne Rusya, ne de Amerika bu kadar insanı katledebilirdi. Suriye’yi kirli güçlerin elinde biz oyuncak ettik. Bizim her çözüm önerimiz, verdiğimiz her gaz, gönderdiğimiz her güçlü mesaj Suriye içindeki mazlumlar için daha büyük çözümsüzlükler olarak geri döndü.

  1. Mustafa Uzun kimdir?

Gazeteci ve Yazar.  Çeşitli Ulusal Gazete ve TV’lerde çalıştı. Halen gazetecilik ve basın danışmanlığı yapmakta, farklı alanlarda kitaplar yazmakta. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden 2010 yılında “Yılın Gazetecilik Ödülü”nü aldı. Birçok Cumhurbaşkanı, Başbakan, İslami Hareket Önderi ile söyleşiler yaptı. Dünyanın 70 civarında ülkesine gitti. Asya’yı, Avrupa’yı, Afrika’yı, Ortadoğu’yu, Balkanları, Uzak Asya’yı, Kafkasya’yı gezdi.  Pınar Yayınları, Ravza Yayınları ve MGV Yayınlarından çıkmış 10 adet kitabı bulunmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında farklı konularda konferanslar, seminerler vermektedir. Halen Cansuyu Derneği’nin Basın Müşavirliğini yapmakta, Haberin Ardındaki Gerçek isimli TV programını hazırlamakta ve çeşitli ulusal gazetelere zaman zaman yazılar – dosyalar hazırlamakta.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s