ZİHNİ KİLİTLENMEYİ ÇÖZME

Zihni kilitlenme hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesiyle meydana gelir. Güçlenen alan hayat alanı içinde bir girdap oluşturur ve hayatı ve hayat alanlarını kendine doğru çeker ve emer.

Hayat alanlarının dış cephesi ve iç cephesi vardır. Hayat alanı sadece dış dünyada varolan bir hayat çerçevesi değildir.

Dış dünyanın kendini kabul ettirişindeki tazyik ile beraber iç dünyanın imkanlarının buluşması neticesinde hayat alanı çerçevesi ortaya çıkar ki, dış dünyadaki hayat alanlarının her birine karşılık insan iç dünyasında bir yansıma meydana gelecektir. Bu anlamda hayat alanlarından birinin güçlenmesi sadece dış dünyada görünen hayat alanlarından birinin güçlenmesi olarak anlaşılmamalı aynı zamanda iç dünyada meydana gelen hayat alanlarından birinin de güçlenebileceği farkedilmelidir.
Hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesi, dış dünyadaki imkanlara paralel olarak dış dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi iç dünyadaki imkanlara paralel olarak iç dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi şeklinde de ortaya çıkabilir.

Hayat alanlarının tamamının güçlenmesi zihni kilitlenmeye sebep olmaz. Zihni kilitlenmeye sebep olan güçlenme, tek bir hayat alanının, diğerleri mevcut hacimlerini korurken veya zayıflarken güçlenmesi halinde ortaya çıkar. Zihni kilitlenmenin meydana gelmesi için ayrıca tek bir alanın aşırı derecede güçlenmesi şarttır. Normal seviyelerde kalan güçlenme zihni kilitlenmeyi meydana getirmez. Zaten zihni gelişme, genellikle bir hayat alanındaki gelişme (güçlenme) ile başlar ve buradaki gelişme diğerlerini de tetikler ve güçlenmelerine sebep olur. Bu durum zihni gelişmenin normal seyridir.
Aslolan ruhi ve zihni dünyanın muvazene (denge) halinde bulunmasıdır. Hayatın tabi seyrinde insanın ruhi ve zihni muvazenesi vardır ve gelişmeler bu muvazeneye paralel olarak seyreder. Hayatın bazı alanlarının sabitlenmesi ve bazılarının gelişmeye açık tutulması hallerinde dengenin bozulması ihtimali güç kazanır. Veya bazı alanlardaki yoğunlaşma ve diğerlerindeki ilgi ve dikkat zafiyeti dengenin bozulmasına sebep olabilir.
İnsanın ruhi ve zihni dünyasındaki muvazene, hayat alanlarının eşit değerde ve ağırlıkta olmasını gerektirmez. Zaten bütün hayat alanlarının eşit ağırlıkta olması dengeyi değil dengesizliği davet eder. Hangi hayat alanının ne hacimde olması gerektiği, insanın mizaç hususiyetleri ve hayat anlayışı (aynı zamanda hayat tarzı) ile ilgilidir.
İnsanın şahsiyeti doğrudan muvazene amilidir. Şahsiyet, mizaç ile dünya görüşünün orijinal bir terkibidir. Şahsiyet sahibi olan insan ruhi ve zihni muvazenesinin dünya görüşü ile mizacının harmanlanmasından bir hayat üretecek ve kendi dışındaki hayatı umursamayabilecektir. Mesela insanların daha fazla para kazanmak için yalan söylemesi veya rüşvet alması gibi haysiyetsizce davranışlara girmeyecektir. Bu durumda fazla para kazanmaması sözkonusu olabilecek fakat maişetinin temini dışında bunu problem de etmeyecektir. Oysa cemiyetin tek ölçüsünün para olduğu bir dönemde az para kazanan bir insanın şahsiyeti teşekkül etmemesi durumunda cemiyete karşı mukavemet edebilmesi mümkün olmayacak ve fazla para kazanamadığında ruhi ve zihni dengesi bozulabilecektir.

*Dış dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi
Dış dünyadaki hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesi halinde hayat, o alana doğru akar. Güçlenmedeki şiddete paralel olarak hayat alanları daralır ve önce güçlenen alanın etrafında dönmeye ve bir müddet sonra da onda erimeye başlar. Hayatın her alanı, kendi gerçekliğine sahip olduğu ve bu gerçeklikten vazgeçmeyeceği için sahibinden belirli bir itina ve zaman (emek) ister. Bunu göremediği takdirde kendini yokeder.
Hayatın güçlenen alan etrafında dönmeye başlaması, kendini koruma refleksiyle ilgilidir ve bu şekilde varlığını devam ettirebilme çabasını bir müddet gösterir. Hayatın anlamı, güçlenen alana nispetle oluşmaya başladığı için hayatın her alanı ve hayattaki her hadise güçlenen alana ayarlı bir hale gelecektir. Hayat bir müddet buna tahammül eder ama bunun süreklilik kazanması halinde her alan güçlenen alanının girdabında kaybolur.
Bir alanın tüm hayatı kendi sınırları içine çekebilmesi ve kendinde taşıyabilmesi için tüm hayat alanlarının enerjisinin toplamına denk enerjiye sahip olması gerekir. Zaten diğer alanları kendine çekerken o alanların enerjisini de sömürür ve kullanır.
Tüm hayat tek alan tarafından emilir fakat enerjileri veya enerji kaynakları o alan tarafından kullanılamazsa hayat kendi içine çöker.
Hayatın alanlarından biri veya bir kaçının diğerlerine göre güçlü olacağı veya güçlenebileceği ihtimali hayatın normal akışına aykırı değildir. Önemli olan hayatın dengede bulunması ve dengenin muhafazasıdır. Hayatın dengesini bozmayacak oranda hayat alanlarının güçlenmesinde zihni kilitlenme meydana gelmez.
Hayat alanlarından birinin aşırı güçlenmesi halinde diğer alanlar ya o alan etrafında toplanır ve varlığını ona nispetle devam ettirir ya da yok olur. Bu sonuçlardan hangisinin gerçekleşeceğini güçlenen alanın güçlenme derecesi tayin eder.
Yeterince güçlenen alan, tüm hayatı yokeder ve yalnız başına kalır. Mesela aşk insanı mecnun yapar ve hayatta Leyla’dan başka hiçbir varlık ve aşktan başka hiçbir alan kalmaz.
Bir alanın güçlenmesi bu seviyeye kadar çıkmazsa, diğer alanları kendi merkezinde toplar ve o alanlara kendisi anlam ve fonksiyon yükler. Mesela aşka kadar ulaşmayan fakat yoğunlaşan sevgi de durum böyledir.
Dış dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi genellikle o alandaki imkanların artması ile meydana gelir. İktidar ve servette bu durum net bir şekilde kendini gösterir. Bir alandaki imkanların artması, hayatın o alanda kolay yaşanabilme yolunu açtığı gibi zevki de o alana taşır. O alandaki gücün de artacağı hatırlanırsa, hayatın o alana doğru akması için tüm sebeplerin ve şartların meydana geldiği anlaşılır. İmkanların artmasını sadece fizik dünya ile sınırlı anlamamak gerekir. İnsanın bir konudaki zihni gelişmesi de (bir alanda uzmanlaşması) imkanlarının artması manasına gelir. Bu noktadan bakıldığında dış dünyadaki hayat alanının güçlenmesinin ruhi ve zihni dünyadaki gelişmelerle doğrudan ilgisi olduğu fark edilir. İnsan iç dünyasındaki imkanların artması dış (fizik) dünyadaki imkanların artmasını tetikleyebilir ama yalnız başına şart kılmaz.

*İç dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi
İç dünyadaki hayat alanlarından birinin güçlenmesi mümkün olduğu gibi hayat alanları dışında bazı özelliklerin güçlenmesi de aynı neticeyi doğurabilir.
İç dünyadaki hayat alanları her iç alem unsurunun bir hayat alanı üretmesiyle oluştuğu gibi birkaç iç alem unsurunun müşterek hayat alanları üretmesiyle de mümkündür. İç dünyadaki en geniş hayat alanları zihni ve ruhi “zemin”lerdir. Düşünce zemini, gerçeklik zemini, mana zemini ve ahlak zemini iç dünyadaki hayat alanlarının en geniş çerçeveye sahip olanlarıdır.
İnsan iç dünyasındaki zeminler konusu başlıbaşına incelenmesi gereken bir alandır. Bu konu “insandaki zeminler” isimli eserimizde müstakil olarak tetkik edilmiştir.
Düşünce zemini en geniş zemin olup diğerlerinin de altyapısını oluşturduğu için güçlenmesinde bir tehlike yoktur. Zira bu zeminin güçlenmesi diğerlerinin aleyhine bir durum oluşturmaz.
Diğer zeminlerden herhangi birinin aşırı güçlenmesi halinde zihni kilitlenmenin meydana gelmesi ihtimali bulunmaktadır. Zira diğer zeminlerin tamamı bir biri ile denge halindedir ve birinin güçlenmesi diğerlerinin aleyhine bir durum oluşturabilir. Tamamının güçlenmesi durumunda dengenin bozulmayacağı vakadır ve bu durumda zihni ve ruhi gelişmeden bahsedilebilir. Kilitlenme sözkonusu olmaz.
İç alem unsurlarının insan iç dünyasında taşıması gereken ağırlık oranları dengenin ve düzenin temini ve devamı için önemlidir. İç alem unsurlarından birinin diğerleri ile paralel olarak gelişmemesi durumunda veya diğerlerinin onun seviyesine gelememesi durumunda aşırı güçlenme veya diğerlerinin aşırı zayıf olması hali ortaya çıkabilir.
Mesela kişideki zeka potansiyeli çok yüksektir fakat akıl zekaya paralel olarak gelişmemiştir. Bu durumda zekanın güçlenmesinden bahsedilemez ama akıl zekanın seviyesine uygun bir bünyeye sahip olamadığında zekanın aşırı güçlülüğünden (güçlenmesinden değil) bahsedilebilir. Veya zekaya nispetle aklın zafiyetinden bahsetmek gerekir.
Gerçeklik zemininin aşırı güçlenmesi ve insan iç dünyasını hakimiyeti altına alması durumunda insanın hayata ve varlığa karşı bakışı ve anlayışı bu zemine oturacaktır. Gerçeklik zemini içinde yaşanılan cemiyetin organize ettiği hayata intibak etmeyi gereğinden fazla teşvik edecek ve hatta insanı buna mecbur edecektir. Cemiyetin organize ettiği hayatın hastalıklarla ve yanlışlarla dolu olması halinde bu durumun kişiyi yanlış bir hayat tarzına itekleyeceği unutulmamalıdır.
Cemiyeti teşkil eden insanların kahir ekseriyetinin para kazanmak için her yolu mubah görmeye başladığı günümüzde bu durumun ne kadar vahim olduğu anlaşılacaktır. Yalan üzerine kurulan hayata intibak etmeyi “gerçekçilik” olarak tanımlayan akıl formatlarının meydana geldiğini anlamak için cemiyetin tesirlerinden biraz uzaklaşmak gerekiyor.
Gerçeklik zemininin aşırı güçlenmesi durumunda insanın ruhi ve zihni dünyasındaki denge nasıl bozulur? Cemiyetin ürettiği hayata nispetle dengenin bozulmayacağı vakadır. Fakat buradaki muvazene fert ile cemiyet arasındaki muvazenedir ve insanın iç dünyasındaki muvazene sadece fert ile cemiyet arasındaki muvazene değildir. İnsan iç dünyasındaki muvazenenin cemiyetten müstakil bir yönü vardır ve onun muhafaza edilmesi gerekir. Bu çerçevede gerçeklik zemininin tüm hayatı kuşatacak kadar büyümesi ve güçlenmesi halinde mesela mana zemini (anlam dünyası) zafiyete uğrayacak ve fonksiyonsuz hale gelecektir.
Mana zemininin (anlam dünyasının) fonksiyonsuz hale gelmesinin tabi neticelerinden birisi duyguların derinliklerini kaybetmesi ve gerçekliklere ayarlı hale gelmesidir. Mesela karşı cins ihtiyacının hissi derinliğini kaybederek cinsel obje haline gelmesini çabuklaştırır. Karşı cins ihtiyacının hissi derinliği insandaki mana zemini ile ilgilidir ve gerçeklik zemini dışındadır. Gerçeklik zemini hayata ve insan iç dünyasına hakim olduğunda karşı cins ihtiyacı cinsel ihtiyaç haline gelir ve bir saatlik beraberlikle sınırlanır. Bir saatlik beraberlik mutat hale geldiğinde ve müessesesi teşkil edildiğinde ortaya çıkan netice “fahişelik”tir. Fahişelik hem erkek için ve hem de kadın içindir.

İç alem mekanizmalarından birinin aşırı güçlenmesi de zihni kilitlenmeyi meydana getirebilir. Bu anlamda duygunun özel bir yeri vardır. Duygunun aşırı güçlenmesi halinde zihni kilitlenme riski vardır.
*
İç alemde bulunan zeminler, unsurlar ve mekanizmalar zihni kilitlenmeye sebep olabilir.

*Dehalardaki kilitlenme
Dehalarda veya yüksek zeka sahiplerinde meydana gelen zihni kilitlenme ilginçtir. İdrak keskinliği ve derinliğinden kaynaklanan insanların anlamadıklarını anlama imkanı yüksek zeka sahiplerini öyle bir mecraya sürükler ki, kişi kendinin her şeyi anladığını ve diğerlerinin hiçbir şeyi anlamadığını vehmetmeye başlar. Sahip oldukları istidat ya da ilgi alanları idrak faaliyetlerinin istikametini ve konusunu tayin edeceğinden, insanı, varlığı ve hayatı bu istikamette anlayacak ve anlamlandıracaktır. Dehalardaki idrak derinliği o kadar fazladır ki, hangi konuda idrak faaliyetinde bulunuyorsa (genellikle istidat alanındadır) o alanda hakikatin tezahürlerine ulaşma imkanı vardır. Bu sebeple idrak ettiğini izhar ederken, iddialıdır ve iddiasında ısrarlıdır.
Varlık garip bir sarmal içindedir ve hangi varlık çeşidinden bakılırsa bakılsın keskin bir göz (mesela deha) varlığın özüne o noktadan inebilir. Bu sebeple durduğunuz yer hakikati gördüğünüz yer olduğu için, o yerin hakikatin ta kendisi olduğu vehmi kendini gösterir.
Dehalardaki idrak keskinliği nokta derinleşmeyi mümkün kıldığı için idrak çevreye dağılmadan ve konsantrasyonunu bozmadan varlığın özüne doğru düz bir istikamette yol alabilir. Normal insanlarda idrakin derinleşmesi, genişlemesi ile mümkün olduğu için nokta derinleşme gerçekleşmez veya gerçekleşmesi zor ve azdır. Hakikatin derinlerde olduğuna dair deha kanaati doğrudur. Dehalar nokta derinleşmeyi gerçekleştirebildikleri için ulaştıkları noktada (derinlikte) gördüklerini hakikat zannederler ve tüm varlığı ve hayatı o merkezde açıklamak gayretine girerler.
Dehalar hazır olan bilgiye itimat etmezler ve özellikle de başkalarının ürettiği bilgiye karşı itimatsızlıkları hat safhadadır. Kendilerinden başkalarının ürettiği bilgideki sahibinin kokusunu derhal alırlar ve bu kokuya asla dayanamazlar. Bilirler ki, bilgi, onu üreten sahibinin damgasını taşır. Dehalar ise başkasının malına (fikrine) sahip çıkmazlar.
Dehalardaki mülkiyet kavrayışı, kazanmaya ayarlı değil, üretmeye ayarlıdır. Aslında sahip olmak üretmekle mümkündür ve bu saf mülkiyettir. Dehalar arizi mülkiyete itibar etmedikleri için sahip olmayı istediklerini üretmek isterler. Bu sebeple itibar ettikleri bilgi, ürettikleri bilgidir. Her dehanın tüm varlığı yeniden üretmeye çalışması (açıklaması ve anlamlandırması) bu sebepledir. “Her şeyin teorisi” türünden iddialı ifadelere rastlamak bunun tipik örneklerinden biridir.
Dehalar başkalarının ürettikleri bilgi ve fikirlere itibar etmezken, kendi ürettikleri bilgi ve fikirlere tüm insanlığın inanmasını talep ederler. Çünkü kendilerinin hakikate ulaştıkları kanaatine sahiptirler. İlginçtir ki, hakikate sadece kendinin ulaştığına inanmaktadır.
Bu bir zihni kilitlenmedir. Dehalarda zihni kilitlenme oranı yüksektir. Fakat hiç kimse bir deha karşısında (özellikle de hakikati bulduğunu düşünen bir deha yeni bir ideoloji ya da felsefe üretmiştir) zihni kilitlenme yaşadığını söylemek cüretini gösteremez veya yanlışlıkla söylerse eğer asla onu açıklayamaz. Zira deha, içinde bulunduğu durumu o kadar harikulade bir kompozisyonla açıklar ki, o kişi dehanın müridi olarak evine döner.

*İktidar sahiplerindeki kilitlenme
Hayatta büyük imkanlara sahip olan kişilerin zihni kilitlenme ihtimali daha fazladır. İktidar sahiplerinin zihni kilitlenmeyi yaşamayanları çok nadir çıkar.
Zihni kilitlenmeyi yaşamaması gereken ilk liste aslında siyasetçiler ve devlet adamlarıdır fakat en riskli alan bu alandır. İktidar sahiplerinin zihinlerinin kilitlenmesinin zararı tüm millete ve devlete olduğu için kendilerini sürekli kontrol altında tutmaları gerekmektedir.
İktidar sahibi olmakla, hayatın bir alanı güçlendiği gibi bu alan diğer alanları da güçlendirir. Zihni kilitlenmede güçlenen alanın diğer alanları yok etmesi veya etkisizleştirmesi sözkonusudur. Fakat iktidar sahiplerinde güçlenen alan diğer alanları yoketmez aksine güçlendir. Bu durumda zihni kilitlenmenin özel bir türü ortaya çıkar.
İktidar sahiplerindeki zihni kilitlenme bir anlamda metot kilitlenmesi olarak açıklanabilir. Normal zihni kilitlenme ile ortak yönü, bir alanın güçlenmesinden kaynaklanıyor olmasıdır. Güçlenen alanın diğer alanları yoketmemesi ve aksine onları güçlendirmesi, hayatın bir alana sıkışması sonucunu doğurmaz. Fakat iktidar olmakla güçlenen alanın metodu, diğer alanlara da sirayet eder. Güçlenen alanın diğer alanları güçlendirmesi, kendi metodunun diğer alanlarda da işe yaradığını görmesi veya bunu talep etmesindendir.
İktidar sahiplerinin hayat alanlarının daralması sözkonusu olabilir. Normal insanlar gibi hür değildirler ve hayatı istedikleri gibi yaşama imkanından mahrumdurlar. Bu anlamda hayat alanlarının bir kısmının ortadan kalktığı bir kısmının ise daraldığı ve neticede toplam hayat alanının küçüldüğü doğrudur. Fakat bu durum bir alanın güçlenmesi ile diğer alanları yoketmesi anlamına gelmemekte, iktidar olmanın risklerine karşı geliştirilen tedbirlerden dolayı hayat alanı daralmaktadır. Bunun ikisi aynı şey değildir.
İktidar sahibinin, iktidar olduğu alandaki güçlenmeye paralel olarak ortaya çıkan hayatı yaşama tarzı, diğer alanlara da sirayet edecektir. En azından kişi diğer alanlarda da aynı hayat tarzının cari olmasını talep etmeye başlayacaktır. Genellikle bu mümkün olacak ve kişi tüm alanlarda aynı hayat tarzı ile yaşamaya başlayacaktır.
Başbakanın bakanlar kurulundaki otoritesini evinde veya dost meclisinde ortaya koymaya çalışması bu tür bir durumdur. Çocuklarına karşı şefkatli olması veya dostlarına karşı kadirşinas olması gereken insanın, bakanlar kurulu toplantısındaki tavrını evde veya dost meclisinde kuşanması tarz (metot) kilitlenmesidir.

Zihni kilitlenmeleri çözme
*Genel olarak zihni kilitlenmeyi çözme
Hayat alanlarından birinin güçlenmesi, istenmeyen bir durum değildir. Tüm alanların güçlenmesi daha ziyade arzu edilir ama birinin veya bir kaçının güçlenmesi ise reddedilecek bir durum değildir. Problem, alanlardan birinin güçlenmesinin hayatın dengesini bozacak dereceye ulaşması ve diğer alanlara zarar vermeye başlamasıdır.
Güçlenen alanı zayıflatmaya çalışmak doğru değildir ve böyle bir şey yapılırsa, kazancı çöpe atmak gibi abestir.
Yapılması gereken şey, güçlenen alanın imkanlarından faydalanarak diğer alanları da güçlendirmeye çalışmak ve hayatın dengesini bu şekilde kurmaktır. Güçlenen alanın imkanlarından diğer alanlar lehine faydalanmak bir çok ihtimalde gerçekleştirilebilir.
Güçlenen alanın imkanlarından diğer alanları güçlendirmek için faydalanmak kabil değilse yapılması gereken şey, diğer alanları güçlenen alanın etkisinden (ki bu durumda zararlı bir etkidir) korumaktır. Gerekli dikkat ve itina gösterildiğinde diğer alanların korunması imkanı bulunabilir.
Diğer alanları güçlendirmek başka bir yoldur. Güçlenen alanın imkanlarından bu maksat için faydalanılamasa dahi, diğer alanların başka biçimlerde güçlendirilmesi kabildir. Her alanın aynı güçte olması zaten gerekmez. Her alanın, hayatın dengesini kurmak için gereken güce ulaştırılmaları kafidir.

*İktidar sahiplerinin zihni kilitlenmesini çözme
İktidar sahiplerinin zihni kilitlenmelerini çözmek zordur. Zira bu insanların zihni kilitlenmelerini çözmek için gerekli olan şartları hayatlarında üretmek imkansız gibidir. İktidar sahipleri öncelikle zihni kilitlenme yaşadıklarını kabul etmeye meyletmezler.
İktidar sahipleri zihni kilitlenmelerini çözmek için, normal insan olarak normal insanların arasına karışmalı ve normal insanlarla normal insan olarak (normal insan gibi değil, bizzat normal insan olarak) yaşamalıdırlar. Fakat bunu uygulamak çok zordur ve bu zorluk sadece iktidar sahiplerinden kaynaklanmamaktadır. Normal insanlar, iktidar sahiplerini yanlarında gördüklerinde onların normal insan olarak yaşamalarına müsaade etmemektedirler. İktidar sahiplerinin kendilerden kaynaklanan problemlerle halkın bu yaklaşımından kaynaklanan problemler toplandığında ne kadar zor bir uygulama olduğu anlaşılabilir.
Osmanlı sultanlarının tebdili kıyafet yaparak halkın arasına katılmaları, halkın ne düşündüğünü ve neler talep ettiğini öğrenmek maksadına matuf olduğu gibi aynı zamanda zihni kilitlenmelerini çözmeye katkıda bulunmaktadır. Bu anlamda güzel bir örnektir fakat bu günün dünyasında hiçbir devlet adamının tanınmamak gibi bir imkanı olmadığı açıktır.
Fakat çağın imkanlarından faydalanarak makyaj ile kılık değiştirme yolunu tercih edecek devlet adamı var mıdır bilinmez.
Neticede iktidar sahiplerinin periyodik şekilde, normal insan olarak, normal insanlar arasında yaşamaları için formüller üretmek gerekir. Zihni kilitlenmelerinin çözümünün başka bir yolu yoksa eğer bu formüllerin mutlaka ve derhal üretilmesi şarttır.

*Dehaların zihni kilitlenmesini çözme
Dehaların zihni kilitlenmelerinin çözümü yoktur. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, çözüm bulunsa dahi dehalar böyle bir problemi kabul etmeyecek ve dinlemeyeceklerdir. Dehaların problemlerini çözme imkanı başka insanlarda yoktur. Çözümü varsa, o çözümü yine dehanın kendisinin üretmesi veya bulması gerekir. Bundan dolayı dehalara söylenecek söz yoktur.

Haki Demir (Fikir Teknesi. com)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s