NECİP FAZIL HAKKINDA -7-

311020140137055470734_2Osmanlı’nın kuruluşundan Tanzimat’a kadarki halimiz

Sözü fazlaca uzatmadan Tanzimat’a gelinceye kadar Türk Fikir ve sanat adamının haline bir göz atalım. Necip Fazıl’a göre; “Tanzimata gelinceye kadar Türk san’at ve fikir adamı, dünya mikyasiyle, ruh ve kafasının bütün mimarîsine san’at ve ideolocyasının bütün miyarlarına ermiştir. O, içinde yaşadığı cemiyetle, ve cemiyeti, yerleştiği medeniyet kaynağıyla tam bir anlaşma halindedir. Kendisini yoğuran cemiyet, nasıl bir dünya içi ifadesine ve bir dünya dışı telâkkisine mâlikse o da, zaman ve mekân hâlinde, bir san’at ve fikir dünyasının bütün unsurlarına sahiptir.”

Görüldüğü üzere Tanzimat’a gelinceye kadar ki aydın güruhumuz, madde ile manayı nişanlayan, ruh ve kafasının münasebetini kuran insan tipidir. Bir cemiyeti menfi ya da müsbet kutba çevirmek istiyorsanız evvela aydınıyla işe başlamak zorundasınız. İşte Tanzimat’a kadarki aydın ve sanatkarımız, müsbet okyanusta yüzen, mazi-hal-istikbal ahengine hakim olmuş tezatsız bir cemiyetin meyve veren kökleridirler. Necip Fazıl’ın tesbitiyle Tanzimat’a kadarki san’at ve fikir dünyamız 9 kıstasta birleşiyordu. Bu kıstaslar;

  • Dünya Görüşü…
  • Bir eşya ve hâdiselere bakış zaviyesi
  • Bir “Güzel” ve “Doğru” hükmü…
  • Bir kemâl ölçüsü…
  • Bir yarın iştiyakı…
  • Bir tenkit ve tâyin miyarı…
  • Bir irfan kuşağı…
  • Bir cemiyet örgüsü…
  • Bir ferdiyet mayası
  •  “Büyük Türkiye idealini Necip Fazıl’dan öğrendik” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Akp ekabir kadrosu, bu 9 umdeyi derin manada idrak etmeden hiç bir başarı sağlanamayacağını,  diriliş ve inşâ sürecinin başlayamayacağını bilmek zorundadırlar.

 

Tanzimat’ın ilânından sonraki halimiz

 

Necip Fazıl’a göre Tanzimat; “Türk Ortaçağ cemiyetinin, tam bir siklet merkezi kanunuyle ve asırlarca içinde oturduğu dünyasından, başka bir dünyaya doğru kayışını çerçeveleyen devirdir.”

   İçinde oturduğu ulvi saraydan Paris sokaklarının serseri yüklü hayatına göçen bu devir aydınının psikolojisini kayıtsız şarsız Batı Hayranlığı, şuuruna kayıtsız şartsız Taklit ve benliğine kayıtsız ve şartsız Aşağılık Ukdesi hâkimdir.

Bu tespitten yine mevcut iktidara şunu söyleyelim ki, aydınımızın kafasından BATI HAYRANLIĞI, Batı’yı TAKLİT, ve Batı karşısında AŞAĞILIK UKDESİ defedilmeden Büyük Doğu eksenli medeniyet hamlesi gerçekleştirilemez. Başta Ahmet Davudoğlu olmak üzere AKP kurmay kadrosunun çalışması bu güzergahta olmalıdır.

 

1.Cihan Harbine gelinceye kadarki halimiz

 

İslam’ı asırlarca temsil makamında olan necip milletin yörüngesini değiştiren, kurtuluşu kendi öz bünyesinde değilde, Londra’daki sefil İngiliz’de arayan, aradıkça buhrana düşen, buhrana düştükçe debelenen Tanzimat kafasının ikinci kuşağına gelmiş bulunuyoruz.

Necip Fazıl’a kulak verelim;

  • Dünya Harbine gelinceye kadar, Tanzimat sonrası sanat ve fikir adamı , Tanzimat seciyesini değişik şartlar ve mikyaslar altında devam ettirmek ve büsbütün zaafa düşmekten gayri bir şey getirmez. Tanzimat seciyesinin ilerilere doğru büründüğü ifade, artık bir kemiyet çerçevesi içinde küçülüp büyümek, daralıp genişlemek ve keyfiyette büsbütün hafif kalmaktır. Batı dünyasının tahlilsiz, teftişsiz, iç ve dış mihenklere vurulmadan imtihansız tasdiki ve ihtiramda baş köşeye oturtulması, gittikçe daha parlak bir (emrivâki) olur. Teslim olduğu tesir merkezinin en korkunç cahili ve en şahsiyetsiz alkışçısı züppe tipi değil midir? Tanzimat hareketinin züppesi de bu sıralarda meydana çıkar. Züppe, yalnız mensup olduğu tesirin cahil ve şahsiyetsizi değil, başlangıçta o tesiri idrâkte aczin ve sonda çabucak tereddiyi ihtar eden hazin bir neticenin de habercisidir.

 

Necip Fazıl’ın da bildirdiği üzere bu züppe tipi ileride vuku bulacak Cumhuriyet’in hayalindeki insan tipidir. Kendi öz medeniyetine nefret gözleriyle bakan, Batı karşısında boyun büken insan tipi.

 

1.Dünya Harbinden sonraki Türk Fikir hayatımız

 

Koca bir şehirde korkunç bir yangından bahsedeceğiz. Bu şehir dünya, bu yangın I.Cihan harbi.

Tanzimat ile beraber ruhi zeminine suikast düzenlenen aydın kadromuz için korkunç yangın diye izah ettiğimiz harbin neticeleri gayet vahim oldu. Necip Fazıl Birinci Cihan harbi ve sonrasındaki halimizi şu sözlerle anlatır;

  • Birinci Dünya Harbi ve Birinci Dünya Harbi sonrası Türk sanat ve fikir adamı, bir evvelki kaba zümre ve mektep seviyesini aşmış, ferdiyet kıymetlerine sokulabilmiş, fakat bu kıymetleri kanunlaştıramamıştır. Her tarafı kopuk, kırık, küçük temayüller halinde bir takım başkalıkları, ayrılıkları, rekabetleri temsil etmiş, fakat toptan bir meydan muharebesi zaferi kaydedemiştir. (Kötü)yü, (çirkin)i, (bayat)ı, sezer gibi olmuş, fakat (iyi)yi, (güzel)i, (yeni)yi bulamamıştır. (Sefil)in yanında (ulvî)yi, (tereddî)nin bitişiğinde (kemâl)i vâdetmiş, fakat netice itibariyle bütün tezahürleri aldatıcı, bütün vâadleri inkisara uğratıcı çıkmıştır. Tanzimat, şahsiyetine kavuşmak için en çetin hamlelerine bu devrede başlamasına rağmen, yine âciz ve perişan, devam halinde kalmıştır.

 

Cumhuriyet devresi 

 

Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında şu tesbiti yapmamız gerekir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çekirdek kadrosunda bulunan bir takım şahıslar, şu anki bütün kargaşalığın, aykırılıkların, âhenksizliklerin, nisbetsizliklerin, çözülüşlerin, dağılışların, sukûtların ve iflas buhranının bütün mümessilinin Cumhuriyet sonrasındaki şahıslar ve icraatler olduğunu çok iyi biliyorlar.

Cumhuriyet safhasını dört devrede incelemek yerinde olacaktır. Bu devreler;

  • 1923-1950 arası
  • 1950-1980 arası
  • 1980- 2002 arası
  • 2002 ve sonrası

 

1923-1950 arası halimiz

  

   Tanzimattanberi bir türlü kurtuluşunu plânlaştıramayan ve boyuna şahsiyetinden feda eden Türk cemiyeti, Birinci Dünya Harbinden sonra, zaman sahasında olduğu kadar mekân sahasında da tasfiye edilmek mevkiine düşünce, maddî bir hareket mefkûresiyle kendisini kurtarabilmiş, bu kurtuluş Cumhuriyeti doğurmuş; fakat ruhta ve mânada dengini bulamamak yüzünden, ister istemez, asırlık bir çürüyüşün son tecelli haddine ayak basmıştır.

Bu tespitler Necip Fazıl’ın.

Üstadın asırlık çürüyüş olarak izah ettiği büsbütün pörsüme devresinin politika sahasında zeminini Mustafa Reşit Paşa oluşturmuş, bu zemine mutlak küfür binasını ise Mustafa Kemal dikmiştir.

Cumhuriyet devrinin meydana getirdiği medeniyet krizi, İslam tarihinin hiç bir döneminde yaşanmamıştır. Müslümanları harp meydanlarında yenemeyen Batı adamı öyle bir formül bulmuştur ki gayet calib-i dikkattir. Cemil Meriç’in ifadesiyle Batı’nın yeniçeriliğine soyunan içimizdeki ajan ve işbirlikçi güruh, tarihin hiç bir döneminde görülmemiş bir münafıklık ve riyakarlık örneği sergileyerek bizi can evimizde, yani mahrem odamızda yakalayıp belimizi büktü. Ezanlarımız okunmuyor, Allah ve ahlaktan bahsetmenin ağır bedelleri oluşturuluyordu. Cumhuriyet tarihi, Anadolu insanının üstüne bir balyoz felaketinde inmiş, kavramları ve zihinleri darmadağın etmiştir. Cumhuriyet, İslam harflerinin yasaklandığı Ayasofya’nın kapatıldığı, içkinin milli içecek haline getirildiği bir devrin adıdır.

Müslüman Anadolu insanı bu küfür kuduzlarından kurtulmak adına yollar arıyor, çilesini bir nebzede olsa dindirecek çareler kolluyordu. Bu arayış’ı farkeden Adnan Menderes ve güruhu Halk Fırkası içinden ayrılıyor ve yeni Parti kuruyorlar. Böylece yeni bir devir açılıyor.

 

1950-1980 arası halimiz

 

“Yeter Söz milletindir” sloganıyla gelen Demokrat parti. “Türkiye Müslümandır, müslüman kalacaktır.” sözünü milyonlara söyleyen bir Başbakan ile karşı karşıyayız. İlk iş olarak ezanın asli hüviyetine çevrilmesi, sonra Kur’an-ı Kerimlerin bastırılması. Müslüman Anadolu milletinden teveccüh üstüne teveccühler. Ve girilen her seçimde mutlak galibiyet Demokrat Parti hesabına, mutlak mağlubiyet ise Cumhuriyet Halk Partisi safına düşüyor. Bünyesinde binbir tezadı barındıran Adnan Menderes’in hali. Bir yanda Müslüman Anadolu insanına kulak verilirken, öbür yanda hiç gereği olmayan 5816 sayılı kanun ile beraber Mustafa Kemal’in mutlak manada putlaştırılması ve dokunulamaz hale getirilişi. Ve bu kanuna dayanılarak nice fikir adamını mahkum etmek ve sukûta uğratmak.

 

Bu tezatlar arasında 2 bakan ve bir Başbakanın hazin sonu. 27 Mayıs 1960 darbesi ve kurulan darağaçları. 1960’larla başlayan kuduz sosyalizm takıntısı. Uyuz bir illet gibi fertten ferde bulaşan bu marazi hastalık, 1970’lerde büyük bir kıyıma sebebiyet vermiş. Sağ ve sol diye ayrışan binlerce vatan evladı gece gündüz birbirini boğazlamakla günlerini geçirmiştir. 1970’ler Türkiye’nin karaborsacılar ağına düştüğü, ekmek ve yağ kuyruklarının oluştuğu, sinemasını erotik furyanın işgal ettiği hazin yıllardır. Ve Cumhuriyet’in üçüncü ihtilali yani 12 Eylül 1980 hareketine geliş bulunuyoruz.

 

1980-2002 halimiz

 

12 Eylül 1980 hareketi gerçekleşmiştir artık ülkede. Ne hikmetse ihtilalden önce bir türlü durdurulamayan olaylar, ihtilal sonrası kısa bir sürede bitmiştir. Amerikan Dış ilişkiler kurmaylarının 12 Eylül darbesinin arefe gecesinde Başkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar işi bitirdi” sözüyle başlayan raporu, hadiselerin iç yüzünü anlamak isteyenlere vesika teşkil etmekte. İhtilal sonrası Necip Fazıl kaht-ı rical zamanının bir zarureti olarak Turgut Özal’a sahip çıkmıştır. Bugünkü AKP siyasi teşekkülünün bazı noktalarda Turgut Özal teşekkülü ile örtüştüğüne müşahade etmekteyiz.

Prof. Dr. Osman Özsoy 19 Nisan 2010 tarihinde köşesinde yazdığı “Necip Fazıl’dan Özal’a tarihi nasihat” başlıklı yazısında, Turgut Özal’ın partiyi kurma hengamesinde, Necip Fazıl’ı ziyaret ederek üstadın tavsiyelerini öğrenmiş. Üstad Necip Fazıl’da Özal’a tarihi bir nasihat vermiştir.

  • “Turgut Bey, tankın paletleri gibi olmalısın. Hem hızlı yol almalı, hem de araziye uymalısın.”

Aynı yazıda Necip Fazıl’ın Seyyid Ahmet Arvasi’ye “Sakın Turgut Bey’i zahirine (görünüşüne) bakıp yıpratmaya kalkmayın” sözleride nakledilmektedir.

Turgut Özal Necip Fazıl ile görüşmesinden iki hafta sonra partiyi kurar. Tarih 20 Mayıs 1983. 5 gün sonra yani 25 Mayıs günü ise Necip Fazıl “demek böyle ölünürmüş” sözüyle adeta ölmeden evvel ölme sırrına ererek hayata gözlerini kapatmıştır. Turgut Özal devrinin bir takım icraatleri, 90’larda güçlenecek olan Refah Partisi’nin işine yaramış ve 1995 genel seçimlerinde Refah Partisi güçlenerek yoluna devam etmiştir. Bugünkü AKP çekirdek kadrosu, Refah Partisi saflarında…

1996 yılında kurulan DYP-ANAP hükümetinin dağılmasıyla, mecliste birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile DYP arasında kurulan 54. Hükümet, 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.

Erbakan’ın inadı ve AKP’nin doğuşu

 

N.Erbakan hakkında ebedi hayata intikal etmesi hasebiyle menfi konuşmaktan kaçınan insanım. Her ne kadar kaçınsam da bazı noktaları söylemek zorundayım.

 

Partisinin ve siyasi teşekkülünün hiç bir döneminde, İslam’ı dünya görüşü perspektifinde anlayamayan, kısır parti muhabbetleri ve konjektürden habersiz söylemleriyle nam salmış bir isimden bahsediyorum. O’nun şahsiyetini yakından tanıyanlar, muthiş derecede inat bir adam olduğundan bahsediyorlar her vesilede. Şahsi kusur aramak huyumuz değildir. Lakin mevzuumuzu şekillendiren AKP’nin kuruluş safhasında Erbakan’ın inadından oldukça bahsedenler mevcut. Parti içinde dediğim dedik anlayışında olan, ikinci bir fikri, kabulü bırakın, konuşulmasını bile engelleyen Erbakan’ın karşısında siyasi ayrışmalar yaşayan Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği “yenilikçiler” kanadı partiden ayrılmış ve yeni parti kurmuşlardır. Bu partinin kuruluşu ve iktidara gelmesiyle beraber Türkiye’de yeni bir dönem açılacaktır.

 

 

  • sonrası

 

Cumhuriyet’in ilanından 2002 yılına kadarki Türk fikir hayatı, Büyükdoğu fikri ve mimarı hariç tutulmak üzere şu maddelerde değerlendirilebilir.

  • Vecdin, aşkın, iman ve ahlâkın içi boşaltılmıştır.
  • Hakiki şahıslar sahte olarak, sahte kahramanlar ise hakiki birer vatan evladı gibi gösterilmiştir. Bir nevi idrak kirliliği oluşmuştur.
  • İlim ve tarih tersyüz edilmiş, bu iki saha menfaat efradına bırakılmıştır.
  • Sahtekârlık, maymunluk, istismarcılık, nefsanî açıkgözlülük, dalkavukluk ve suflî işgüzarlık gibi şahsiyet zafiyetleri birer seciye olarak sunulmuş, doğru ve dürüstlük mefhumlarının köküne ayran suyu dökülmüştür.
  • Her kafadan bir sesin çıktığı, münazara meclisleri yerine demogoji ve kavgaların körüklendiği ve bu vetirenin kurbanı olan 90’lar nesli. Ben de bu nesildenim. Bizim neslimize, hırsızlık birer meziyet, kandırmak birer seciye olarak öğretilmiştir. Böyle bir nesil 2000’lere geldiğinde bonzai denilen öldürücü uyuşturucunun ağına düşmüş, henüz ortaokul sıralarında esrar felaketine yakalanmıştır.

İşte AKP’nin bu zemin üzerinden değerlendirilmesi lazım. Şu anki cemiyetimiz adeta bir intihar bombacısı gibi kendi kendini patlatma, ve büsbütün ruhi olarak hezimete doğru gitmektedir. Bu gidişten sadece AKP ve kadrosunu mesul tutmak tek kelime ile vicdansızlıktır. İktidara geldiğinden henüz 2-3 yıl sonra üç-beş darbe hazırlığı yapılan bir iktidardan bahsediyoruz.

Şunu peşinen kabul edelim ki;

  • AKP bir fikir hareketi değildir.
  • Ne Ahmet Davudoğlu, ne de Tayyip Erdoğan bir fikir adamıdır.

 

AKP’yi fikir hareketi görenler, bu iki malüm şahsı da fikir adamı görmek isteyenler büyük bir hezeyanın ürünüdür. Hakiki fikir hareketine ve  fikir adamlarına uygun bir zemin hazırladığı için günümüz şartlarında bu parti bir zarurettir. Bunu böylece bilmek ve kabul etmek gerekir.

 

Amerikalı Fethullah’ın AKP kavgası

 

AKP fikir hareketi değildir dedik.

Bu hareketi AKP kurmay kadrosuda gayet iyi biliyor. İşte bu fikir boşluklarını doldurmak kastıyla Fethullah Gülen’e sahip çıkmışlar. Amerikalı Fethullah’ı bir fikir adamı ve düşünür sanmışlardır. Bu tarihi bir yanılmadır. Fethullah Gülen’in fikir hilelerini okumak isteyenler, Haki Demir’in “Fethullah Gülen’in fikir hilesi” isimli kitabına bakabilirler.

CIA ve Mossad emrinde olan Fethullah Gülen’den yakayı sıyırtmadıkça, ve O’nu Türkiye’ye getirip vatana ihanetten zindana tıkmadıkça gerçek iktidar olunamaz demiştim yıllar önce.

Hükümet bu zarureti öyle ya da böyle anladı, ve gayr-i milli bu hareket ve mümessilini “paralel yapı, şerefsiz, ve hain” laflarıyla ifşa etti.

 

Üstadın Büyükdoğusu elbet bir gün doğacak

 

Bu söz Ahmet Davudoğlu’na ait.

AKP gurup toplantısında bir takım AKP’li gençler, Necip Fazıl’ın “Utansın” şiirini bağıra bağıra salonu inletiyor, gençlerin bu hareketine müdahale etmeden onları dinleyen Başbakan ise şu sözleri söylüyor;

  • Sözler üstada ait olunca kesmek ayıp oluyor. Üstadı rahmetle anıyoruz. O’nun Büyük Doğusu bir gün doğacak, kim ne derse desin, güneş Doğu’dan doğacak ve Büyük Doğu Batı ile buluşmak üzere doğacak.

      Meftunu olduğumuz bir fikrin kurulacak olmasını müjdeleyenin devrin Başbakanı olması gayet dikkat çeken bir vakıadır.

 

Yıl 1968

 

Yıl 1968…

İmam Hatip lisesinde talebe olan bir genç, Necip Fazıl şiir okuma etkinliklerine katılmaktadır. Şiir okuma becerisi ile Üstad Necip Fazıl’ın dikkatini çeken bu genç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Her fırsatta Necip Fazıl’ın ismine dikkat çeken, üstaddan şiirler okuyan Tayyip Erdoğan’dan Büyük Doğu eksenli müşahhas hamleler beklemekteyiz.

Necip Fazıl ödül töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üstad hakkında şu sözleri söylemiştir.

  • “Kendisini şahsen de tanıma bahtiyarlığına eriştim, hatta ve hatta takdim fırsatını yakaladım. Üniversite yıllarımın en hareketli günlerinde üstada jübile yapacağız. İki genç olarak, bir tanesi de benim, Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) Cağaloğlu’ndaki merkezine gittik. Takdimi nasıl yapacağız. Diğer arkadaşım benden önce takdim yapıyor. 4 sayfa hazırlamış A-4 kağıtları boyutunda. Üstadı öyle övdü, öyle övdü ki, üstad dayanamadı, şu anda burada söylemeyeceğim, o kendisine has üslubuyla orada bir ifade kullandı ve orada iş kesildi. Ondan sonra sıra bana geldi. Bende avuç içi kadar bir kağıt vardı, ben de takdimi yaptım. Ve üstad ‘Benim takdimimi bu genç yapsın’ dedi. Ve iş bana kaldı. Ve o gece takdim bu fakire kaldı. Tabii o jübile başlangıç oldu, birçok yeri üstad ile birlikte dolaştık. Ve gayet yakından iyi tanıdım. Üstad Necip Fazıl işte o söylendiği gibi mütefekkir olsaydı, o 4 sayfalık takdimi yapan arkadaşı kutlardı. Ama Necip Fazıl aslında bir aksiyon insanıydı. O dönemde yüzlerce, bugün yüzbinlerce genci dünyaya ve ukdaya hazırlamış bir okuldur, tek başına bir ekoldür. Şuraya özellikle dikkatinizi çekiyorum. Necip Fazıl’ın bir selefi yoktu. Belki Mehmed Akif diyeceksiniz. Ne yazık ki Akif’in Cumhuriyet döneminde fikirlerini inşa edebileceği bir zemin olmadı, olamadı. Sadece Cumhuriyet değil, yeni bir dil, yeni bir sanat anlayışı vardı. Özellikle tek parti döneminde fikirler belli kalıplara hapsedilmişti, bunu kırma imkanı da yoktu. Yani mazi ile bağlar koparılmış, gelenek adeta unutulmuştu. Her şey yabancılaşırken, Necip Fazıl yerli olmayı, bizim olmayı başarmış, üstelik bütün saldırılara karşı bunu sürdürmüştür. Bu az şey değildir. Necip Fazıl bugün Türkiye için, genç nesiller için çok büyük bir talihtir, imkandır. Kimse yokken Necip Fazıl vardı.”

 

Necip Fazıl’dan Dizeler Okudu

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşması sırasında zaman zaman Necip Fazıl’dan dizeler de okudu. Necip Fazıl’ın “Büyük Türkiye” hayaline değinen Erdoğan, şöyle devam etti: “Büyük Türkiye hayali. İşte Necip Fazıl budur. Bütün yokların altında, bahanelere sığınmayıp, büyük Türkiye için mücadele eden büyük bir mütefekkir. Büyük ve yeni bir Türkiye’ye başını koymuştur. Bugün ‘Yeni Türkiye’ diyorsak, Necip Fazıl’ın izi vardır, alınteri ve mücadelesi vardır. O kadar azimliydi, o kadar dimdik ve heybetliydi ki, gördüğünüz zaman bile işte kaybederken bulduğumuz kişi derdiniz.

 

Ben Varsam Türkiye Vardır

 

“Düşüncelere zincir konulduğu zaman, “Ben varım. Ben varsam Türkiye vardır” diyen bir özgüven abidesiydi. İçinizden bazıları onun şiirlerini, yazılarını okumamış olabilir. Ama bugün şahit olduğumuz dimdik duruş ve özgüven, onun diklenmeden dik duruşunun bir eseridir. Necip Fazıl, yeni nesle şiirden, yazıdan, fikirden ziyade özgüven aşılamıştır. Bugün eğer dünün ezilmişleri, mazlumları, ötekileştirilenleri ‘Siyasette ben de varım’ diyor, adaletle yönetilmenin mücadelesini veriyorsa, bunda Necip Fazıl’ın aşıladığı özgüvenin etkisi büyüktür. Bugün yerli, milli değerlerle örtüşen şiirler yazılıyor, hikayeler yazılıyor, filmler yapılıyorsa, bunda Necip Fazıl duruşunun katkısı vardır.”

 

 

Fikir namusu

 

“Kusura bakmayın, bir şeye daha değineceğim. Necip Fazıl için fikir çilesi de, fikir namusu da son derece önemli kavramlardır. Hata yaptığında hatasını kabul eden, ama doğru bildiğinden de vazgeçmeyen bir fikir namusuna sahiptir. Şu anda, esen her rüzgarın önünde eğilen, dün söylediğinin tam tersini söyleyenleri gördükçe, Necip Fazıl’ın miras bıraktığı fikir namusunu daha iyi anlıyoruz. İşte en son birisi çıktı, yazdığı bir makalede, devletin geleceği için seküler güçleri sorumluluk almaya davet etti. Birkaç yıl önce bazı kesimler ‘Ordu göreve’ diye çağrı yapıyorlardı. Bugün de aynı ırkçı zihniyetler seküler güçleri davet ediyor. Eğer fikrin namusu yoksa, ruhu yoksa, işte insan böyle en uçlarda dolaşır durur. Bir gün bakarsınız devlet düşmanı olmuş, bir gün bakarsınız darbeci olmuş. Bir gün bakarsınız barış güvercini olmuş, bir gün bakarsınız elinde taş askere atıyor. Bununla asla bir kişiyi kastetmiyorum. Türkiye’nin son 12 yılına bakın, böyle çok örnek göreceksiniz. Necip Fazıl, kendisinden öncekiler gibi, bize ahlaki olmayan her mücadelenin yanlış olduğunu öğretti. İnşallah bizler de, bizden sonraki nesiller de mücadeleyi namusla, ahlakla sürdürmenin gayreti içinde olacağız. Başkalarının yanlış yapması, bizi haklı ve mazur göstermez. Onlar ne kadar eğilirse eğilsin, biz elif gibi dimdik duracağız.” (Kaynak: Hürriyet haber)

Büyük Doğucular öksüz muamelesi görmek istemiyor

 

Madem Necip Fazıl önderinizdir.

Madem Necip Fazıl zihni ve kalbi dünyanızı inşa eden adamdır.

Madem Yeni Tükiye’nin temellerini Necip Fazıl atmıştır.

O halde;

  • Büyük Doğu’yu müesseseleştirmek sizin boynunuzun borcudur.
  • Büyük Doğu mensupları öksüz muamelesi görmek istemiyor.

 

 

 

 

 

Büyük Doğu eksenli inşa ve diriliş hamlesi

nasıl gerçekleşir?

 

İlk Etapta Tekliflerimiz

 

  • Malatya’da Mehmet Kaya tarafından açılan Büyük Doğu Fikir Ocakları’nın tüm yurda yayılması.
  • “Büyük Doğu Araştırmalar Merkezi” ismiyle İç İşlerine bağlı bir birimin kurulması. Bu birimin aylık raporlar halinde hükümete çalışmalarını sunması.
  • Büyük Doğu coğrafyasına yönelik çalışma yapacak Medeniyet Akademisinin kurulması.
  • Deha istihdam merkezlerinin açılması.
  • İslam irfan müktesebatı ışığında ferdi ve umumi eğitim merkezlerinin açılması.
  • TBMM binasının yanına ek bina yapılması. Bu binada Büyük Doğu anlayışını derin manada idrak etmiş, bu yönde eserler vermeye çalışan insanların istihdamı. Bir nevi Yüceler Kurultayı’nın pratik altyapısı olarak görebiliriz bu bina ve mensublarını.
  • İlk etapta Büyükşehirler olmak üzere, tüm vatan sahasına İSLAM üniversitesi kurulması. Bu akademik mekanın her bir köşesine Hakimiyet hakkındır düsturunun asılması. İtikadi olarak ehl-i sünnet anlayışına sahip bu üniversite personelinin başucu kitabı Necip Fazıl’ın ideolocya Örgüsü olmalıdır. Bu üniversitelerin ekabir kadrosu, yeni sistem ve yeni devlet anlayışına sahip fertlerin olması gerekir. Bu üniversitenin Büyük Doğu coğrafyasına yönelik haftalık raporlar, ve çalışmalar yapması gerekir.
  • Büyük Doğu sanat evlerinin kurulması.
  • Büyük Doğu Müzik okulunun açılması.
  • Akl-ı selim üzerine çalışmalar yapılması.
  • İslam tefekkür mecrası ve ilimlerin tasnifi üzerine çalışılması

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s