NECİP FAZIL HAKKINDA -5-

311020140137055470734_2NECİP FAZIL’IN AMERİKA KARŞISINDAKİ TAVRI

Üstad Necip Fazıl’ın 17.7.1959 tarihli Büyük Doğu dergisinde kaleme aldığı “Amerika, Dünya ve Biz” başlıklı yazısı, bir takım mankalar tarafından yanlış anlaşılmış, bu yazıdan hareketle üstada Amerikancı diye saldırmaya başlamışlardır. Asıl niyetleri Necip Fazıl üzerinden İslam düşmanlığı olan bu kafaların uzun uzun tahlilllerini gerekli görmüyorum.

Prof. Dr. Nurullah Çetin, “Kendini ve Allah’ı Arayan Adam: Necip Fazıl” isimli kitabında “Necip Fazıl’ın Amerika karşısındaki tavrı” başlıklı yazısında şunları yazmıştır;

Bazıları Necip Fazıl’ı bir yazısından (Amerika, Dünya ve Biz yazısı) hareketle, Amerikancı olarak değerlendirmektedirler. Bu yanlış bir değerlendirmedir. Necip Fazıl’ın yazıları, konuşmaları ve siyasî duruşu genel olarak bir bütün halinde değerlendirildiğinde onun Amerikancı olması mümkün değildir. Tam tersine çok sert bir Amerika karşıtıdır. Avrupa’yı, Amerika’yı hatta diğer devletleri çok iyi tanıyan ve çok doğru değerlendiren bir Türk aydınıdır. Fakat bazen insanlar, kendilerini tam olarak ifade etmede sıkıntı yaşayabiliyorlar.

Olabildiğince nesnel davranarak bu yazıdan hareketle Necip Fazıl’ı anlamaya çalışalım. Zira bu yazıda Necip Fazıl, o zamanın şartları içinde, güncel anlamda reel politik planda bir duruş analizi yapıyor. O yıllarda dünya iki bloka ayrılmıştır. Bazı devletler Amerika tarafında yer almış, bazısı da Rusya. Güya Amerika demokrasi safını temsil ediyor. Rusyada Kominist dünyanın lideri. İkinci Dünya harbinden sonra Necip Fazıl’a göre Avrupa, “dünya görüşlerindeki istiklallerini kaybetmişler ve mecburi olarak Amerikan hegemonyası altına girmişlerdir.”

Amerika tarafında yer almak zorunda kalanları da Necip Fazıl şöyle tasvir ediyor. “Bu tutamağa (Amerika’ya) el atanlar da onun idaresine boyun eğmeğe, dünya çapında hiçbir temsil tavrı takınmamaya, şahsiyetsiz yaşamaya ve Amerikalılara mahsus basit ve düpedüz dünyanın bekçiliğini etmeye mecburdur. Bu ne boğucu, sıkıcı dünya! Yukarıya tükürsem bıyığım, aşağıya tükürsem sakalım…” Bu ifadelerde Amerika’yı övme değil, tam tersine yerme vardır.

Necip Fazıl, bizim Komünist Rusya tarafından esir edilmektense, mecburen Amerika tarafında yer aldığımızı belirttikten sonra şöyle der:

“Evet dirim yolu seçildi; fakat bu yolda diri bir anlayış ve şahsiyetli bir tavır gösteriledi. Vaziyet o türlü idare edildi ki Amerika bizi cebinde keklik bildi ve mevzuumuzda idraksiz kekliklere mahsus fedakârlıklardan ileriye gitmedi.”

Necip Fazıl, madem mecburen Amerika yanında yer aldık, hiç olmazsa bu taraftarlığı kendi lehimize kullanmalıydık, ama kullanmadık, tam tersine Amerika bizi kullandı diyerek bu politikayı eleştirir ve şöyle hayıflanır;

“Amerika’dan bu makamın dolgun hakkını istemek ve nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalıydı. Olmadı, sanki Amerika tarafından boş bir araziye sevkedilmiş ve hudut bekçiliği almış boğaz tokluğuna çalışır bir millet olduk.”

Görüldüğü gibi Necip Fazıl, Amerikan emperyalizmi tarafından paspas niyetine kullanışmış olmamıza, bu coğrafyada Amerika’nın ileri karakolu olarak görevlendirilmemize hayıflanıyor. Necip Fazıl, Amerikan emperyalizminin bize musallat olmasından oldukça rahatsızdır:

“Hele lisaniyle, üslubuyla, tipiyle, ruh haletiyle ve kendine göre kültürü veya kültür iddiasıyla Amerikalının içimize nüfuzu korkunç bir şeydir. (…) Başınızı kaldırıp büyük şehirlerde şöyle bir halimize bakacak olursanız, Amerikanizm denilen afetin, kılığımızda, meşrebimizde, üslubumuzda, edamızda bizi kendimizden ne kadar uzaklara götürdüğünü, yahut götürmek istediğini sezersiniz.”

Yukarıdan beri bahsettiğim makalesi Necip Fazıl’ın Amerikancılıkla suçlanmasına sebep olan yazısıdır. Ama görüldüğü gibi bu yazıdan böyle bir kanaat çıkmaz. Ama yine de Necip Fazıl böyle bir yazı yazmamalıydı. Çünkü istismara açık bir yazı.

Necip Fazıl’ın Amerika’ya nasıl baktığını asıl olarak aşağıda değineceğim yazıları gösterir ki bu metinlerde Necip Fazıl, çok keskin bir Amerikancılık karşıtıdır. Onun Amerikan emperyalizmi karşısındaki asıl kişiliği de bunlardadır. Necip Fazıl, Amerika’ya ya da başka bir emperyalist devlete bağımlı teslimiyetçi politika yerine istiklâlci, bağımsızlıkçı, şahsiyetli millî bir politika tarafındadır. Nitekim Amerikan İslamcısı olan politikacı arkadaşlara Necip Fazıl’ın 1965 yılındaki tavsiyesi oldukça açık. Şöyle diyor:

“Türkiye’nin bütün zaafı, körü körüne Amerikan politikasına bağlanmak veya onu bırakıp Sovyet siyasetine yapışmaktan gelir. Asıl, ne birine, ne öbürüne ilişik, istiklalli ve şahsiyetli politikadır ki Türkiye’yi her mukabele ve teşebbüsünde serbest bırakır. Üstelik ona taraflar arasındaki tezatlardan serbestçe faydalanmayı sağlar. (23.3.1965, Çerçeve 3, İst.1991, s.139)

Necip Fazıl Avrupa ve Amerikan emperyalizminin ne olduğunu şu açıklıkta ortaya koyuyor:

“Birkaç yıl önce Amerikan televiyonuna verdiği beyanda İran şahı şöyle demişti:

  • Gök gözlü Avrupalı ve Amerikalılar ülkemi yıllarca yağma ettiler!

Batılı tipi ifadede bundan daha güzel bir tarif bulunamaz.

Gök gözlü… Umumiyetle siyah, kestane ve elâ renkli, ruh âleminden haber verici menevişlerle süslü, derin ve mahzun Doğulu göz karşısında, medenî batılının vahşî, sığ ve yalnız maddeye bakan gözleri ne keskin ayırt edici bir unsur… Şahın buluşu doğrusu şahane…

Bir yanda patates suratlı ve gök gözlü Moskof, öbür yanda da budalalık haritası bir çehrede aynı gök rengi gözlerle sömüreceği eşyayı tarayan Amerikalı; ve ikisi arasında yalınız Latinlerde biraz halavetli (şirin), fakat bütün öbür milletlerde yırtıcı ve tepeden bakıcı Avrupalı gözler… Doğuya “yaban” ve “yabancı” duygsunu ilham edici birer vahşet mührü…” (09 Aralık 1977, Çerçeve 4, İst. 1996, s.181)

Bir başka yazısında Necip Fazıl şöyle diyor:

“Amerika, takip ettiği dünya politikası bakımından cedlerimizden (atalarımızdan) kalma toprakların bugünkü siyasî ve sevkülceyşî (askerî manevra) avantajını parayla kiralar. Bu kiralama işinde de kendi takdir ölçüsüne göre değil, bizim “aza razı bir millet olmamız” hesabına göre davranır. Mümkün olsa, bir köylü elinden 5 liraya düşürülen tarihî bir eser gibi bizi bedavaya mal etmek ister. Bunun için ruhumuzdaki Amerikanizm ukdesini, taklitçilik dehasını, Batı hayranlığını, şahsiyet kayıtsızlığını, siyasi çıkmazda oluşumuzu ve daha neleri ve neleri sömürür. İçinden bize karşı öyle bir tiksinti duyar ki, erleri ve çavuşları, her kafayı tütsüleyişle, yırtmak için Türk bayrağı ararlar. Amerikalının, başta Kıbrıs, samimi olarak Türk’ü tutacağı hiçbir dünya meselesi yoktur.” (Çerçeve 4, İst.1996, s.116)

Görüldüğü gibi Necip Fazıl, bütün zenginlik ve imkânlarımızı bedavaya sömürmeye çalışan, içinden Türk’e tiksinti duyan, yırtmak için Türk bayrağı arayan bir Amerika tasviri yapıyor. Bu duruş, Amerikancı bir duruş değil, tam tersine millî bir duruştur.

Bugün Necip Fazıl’ın öğrencilerinin yönettiği Türkiye’nin Amerikancı politikaları, netice itibariyle İsrail’in işine yarıyor, onun önünü açıyor, İslam dünyasının darmadağın olması neticesini doğuruyor. Nitekim Necip Fazıl bu meseleyi 1974’te söylemiş:

“Eğer iş, Sovyet Rusya ile Amerika arasında bir çatışmaya kaddar gider ve İsrail, dünyanın bir türlü kusamadığı uru kusturmakta vesile olursa Türkiye, topun ağzındadır ve, ya Sovyet Rusya’ya kucak açmak, yahut İslam’a karşı Amerikan emellerine yardımcı olmak gibi, önü ve ardı felâket iki uçurum arasındadır. (Çerçeve 4, İst. 1996, s.126)

Necip Fazıl, bir aydın ve şair ferasetiyle Amerika’nın Doğu İslam dünyası üzerindeki emperyalist emellerini açıkça görmüştür:

“Kıbrıs’ta üslenecek Amerikalı, arada Suriye, Lübnan ve İsrail vasıtasıyla bütün Orta ve Yakın Doğu âlemini iradesine râmedecek hâkimiyeti (boyun eğdirecek egemenliği) elde edebileceği gibi Kafkasya petrol havzasını kontrolü altına almaya kadar da gidebilir. (18 Ekim 1977, Çerçeve 4, İst.1996, s.140)

Nitekim Amerika’nın bu coğrafyaya dönük politikası devam ediyorve maalesef bu yağmacı emperyalist politikasının uygulanmasında “Türkiyeli hükûmeti!” bir taşeron olarak kullanıyor.

Necip Fazıl’ın öğrencileri, Kıbrıs davamızı da Batının insafına bırakmış ve Avrupa Birliği dayatmaları doğrultusunda Kıbrıs’ı elden çıkarmayı çoktan göze almış vaziyette ver kurtulcu bir politika takip ediyor. Necip Fazıl ise Kıbrıs meselesinde tamamen ileri görüşlü, milliyetçi, basiretli ve gerçekçi, bir görüş sahibidir. Onun bu konuyla ilgili şu değerlendirmeleri bugünde güncel anlamda geçerliliğini korumaktadır:

“Batı adamı Kıbrıs davasında Türk’ü asla benimsemez ve medeniyetinin babası kabul ettiği Yunanlıyı her zaman ve her surette bize takdir eder (bizden öne alır). Bu bir müteârifedir (açık ve kesin bir ilke) ve mutlaka kafalara yerleştirilmesi gereken bir gerçektir. Bu acı gerçeği bilip çıkarlarımızın istikametini başka yollarda aramadıkça, nihayet bizi iflas noktasına kadar getirmiş olan Amerikan pençesinden kurtulmaya imkân ve ihtimal tasavvur edilemez. (28 Ekim 1977, Çerçeve 4, İst. 1996, s.166)

Demek ki Kıbrıs meselemizi Avrupa Birlikçi ve Amerikancı politikalarla çözmeye kalkmak, büyük bir gafletmiş.

Necip Fazıl, “Mesul Kim?” adlı yazısında da ülkenin kötü gidişatından sorumlu olanlar arasında şunları da sayar: “devleti Amerikan hormonuyla iktidarda kalmaktan gayri bir enerji bilmeyen, Türk dış politikasını elçilik kavaslarına bile istiskal ettirici bir haysiyetsizliğe düşüren…” (18.06.1965, Çerçeve 3, İst. 1991, s.226)

Bugün iktidarlarını Amerikan hormonuyla ayakta tutmaya çalışanların Necip Fazıl’la bir alakaları kalmamıştır. Onlar Necip Fazıl’ı sadece oy avcılığı için istismar etmektedirler. Yazımızı Necip Fazılın şu önemli belirlemeleriyle bitirelim:

“Şahsiyet köküne bağlı büyük politikası olmayan milletlerin bayrağını, müttefiki de olsa Batı insanları her vesileyle yırtar; şahsiyet ve millî politika sahibi olanlara da bayrağıyla selam verir.” (30.06.1965, Çerçeve 3, İst, 1991, s.245)

“Baştan başa İngiliz veya Amerikan politikasına bel bağlayan ve kominizma dünyasına mukavemet (karşı duruş) halinde bulunan bu âlemin, havza havza (bölge bölge) birbirini tamamlamakta, brbirine destek olmakta bir takım iç dertleri, ukdeleri (zorlukları) vardır. Her biri bir madde ihtiyacına dayanan bu dertlerin başında da ruhî mesele; istikbal, şahsiyet ve zatülharekelik (kendi iradesiyle bağımsız hareket etme) zarureti gelmekte. Bunun için Yakın, Orta Şark (Doğu) milletlerinin nazarlarını, Batı istikametinde, çöller ve denizler aşırı Garp (Batı) metropollerine değil, evvela kendi nefislerine dikmeleri, büyük ve çetin bir nefis murakabesinden geçmeleri ve daima metropollere bağlı olmak şartıyla tam bir vahdet (birlik) şuuru belirtmeleri lazımdır. Vaktiyle Osmanlı İmparatorluğunun vücudu içinde bulunan bu âlem, İmparatorluğun parça parça ve nihayet bütün halinde inhilalinden (çözülüşünden) beri böyle bir şuura varamamış ve hep küçük karakollar olarak şu veya bu Garp metropolünün bayrağını taşımıştır. Düne kadar Batı emperyalist şefi de böyle bir şuura müsait zemin açılmasına asla imkân vermemiştir. (16.4.1956, Başmakalelerim 2, İst. 1995,s.40-41)

“Garp ailesine girmek için şahsiyetini feda eden kapıda kalır. Garp ailesine, onu dışardan kopya ederek ve onda olmayanı feda ederek değil, fikir bünyesini benimseyerek ve onda olmayanı ona ihtar ederek (hatırlatarak) girilir. Bu aileye girmek için ruhunu peşkeş çekenler, milletlerin mukaddesatını (kutsallarını), tarihini, özünü, telleyip pullayıp duvaklayıp Garplının yatağına göndermiş olurlar. Bu işi yapanı, garplı ebediyyen şerefsiz kölesi ve haysiyetsiz mahkûmu bilir. Çalış dur, ondan sonra kendini Garplı saydırmak için..” (10.4.1959, Başmakalelerim 2, İst. 1995, s.183)

Türk’ün istiklali, “batının şerefsiz kölesi ve haysiyetsiz mahkûmu” olmaktan kurtuluşla başlayacaktır. (Prof. Dr. KENDİNİ VE ALLAH’I ARAYAN ADAM: NECİP FAZIL, Akçağ Yayınları, Ankara 2012, s.145-151)   

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s