FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -17-

2Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

SELAMİ HAKTAN: Fikir adamları ve siyaset adamlarına bilgi akışı hususunda tespitiniz aslında içinde cevabı da barındırıyor. Fikir adamları çevresinde gelişen veya gelişecek olanlara şahsi çabaları veya daha doğru tabir ile feraseti ile tahakküm ederken siyaset adamı bunlara sadece istihbarat ile vakıf olabiliyor ve bu da yeterli olmuyor ki kendisine ihbar edilen bu olayı değerlendirmekte yetersiz kalabiliyor ve danışmanlara ihtiyaç duyuyor. Bu danışmanlar da fikir ve siyaset arasında sıkışmış; ne fikir adamı olabilmiş ne de siyaset adamı olabilmiş kimseler. Fikir adamları ise kendi dünyalarında yoğrulan ve magazinleşme korkusu ile dış dünyaya küçük pencereler açıp ara ara gelecek ile ilgili tasavvurlarını halka anlatıp kıymetleri ise bu tasavvurlar kendini gösterdiği zaman anlaşılan insanlardır. Burada fikir adamları her şeyden önce magazinleşme korkusunu bir kenara bırakıp ağır abi gibi takılmalara son vermeli ve yük treninde kendisine ihtiyaç duyulan pozisyonda derhal yerini almalıdır. Siyasetçilere iş işten geçtikten sonra “Ben su kitabımda yazmıştım” edasıyla ders vermek yerine onlarla özellikle bu ülkede ve özellikle mevcut durumda “zamanında” uyarılar veya “yerinde” “usulüne uygun” müdahalelerde bulunmalı ve siyasetçinin aldığı istihbarat ile bunu kullanma cesaretinin bazı durumlarda yeterli olmayacağını bilmelidir. İş işten geçtikten sonra ortaya çıkmak bazen fikir adamını kahramandan çok hain yapabilir. Hem halk nezdinde hem hakikat nezdinde.

Metin Acıpayam: Siyasi kadrolar meselenin tatbikat kısmıyla ilgilidir. İslam medeniyetinin yeniden inşasından bahseden cumhurbaşkanı ve başbakanın, çalışma yoğunluğu hatırlanırsa İslam medeniyet tasavvurunu geliştirmesi düşünülemez, İslam medeniyetinin inşasından önce tasavvurunun (fikriyatının) geliştirmesi gerektiği açıktır. Sizce Türkiye’de İslam medeniyet tasavvurunu geliştirecek, medeniyet müesseseleri numunelerinin fikrini örecek, siyasetçiler ve sair aksiyonerler tarafından inşa ve tatbikatını takip ve teftiş edecek fikir ve ilim adamı kadroları mevcut mudur?

 

SELAMİ HAKTAN: Medeniyet inşaa etmek ona niyet etmekle veya “haydi medeniyet inşaa edelim” demekle tabi ki olmaz. Medeniyet inşası başlı başına çok ciddi bir iddiadır. En kaliteli fikir, felsefe, edebiyat ve pozitif ilimlerde önderlere sahip olmak dahi bir medeniyet inşası için yeterli değildir. Çünkü medeniyet toprak üzerine değil beyinler ve kalpler üzerine inşa edilir. Yani ekilmeye ve çapalanmaya hazır beyinler ve kalpler yoksa kaliteli bir kadro anlamsızdır. Bu hususta sadece fikir adamlarını ya da kanaat önderlerini veyahut siyasi liderleri eleştirmek acımasızca olacaktır. Nitekim alıcısı olmayan bir malı piyasaya sürmek hüsrana sebep olacaktır. Bu açıdan bakıldığında medeniyeti inşa etmek istediğimiz halkın durumunu tespit etmek ve hem ruhlarda hem zihinlerde hem kalplerde tembelliğe ve yüzyıllardır içselleştirilmiş standart akımlara, tabulara, negatif bidatlara savaş açmak icap eder ki bu da medeniyetin inşasına en alçak noktadan terbiye ile başlamanın gerekliliğine işaret eder. Bu alçak noktada ise tembelliğe tapan nefislerimiz ve umursamazlığa sevk eden rütbelerimiz var. Toplumsal rütbeler halkın huzuru için açılan bir kapı yerine halkın arasında birer bariyer olma niteliği taşıyorsa, alt ve üst katmanlar arasında kopukluk yaşanıyorsa o toplumda her iki bariyer arasında bir medeniyet kurulmuş olur. Ve biz Birleşik bir medeniyet kurmak istediğimizde yani bariyerleri kaldırmak istediğimizde ise bu medeniyetler arasında büyük bir çatışma hasıl olur. Burada sorulması gereken soru bu çatışmanın aslında ittifak halinde bir medeniyete gebe olduğunu görebilecek miyiz yoksa bu çatışmayı daha fazla ayrımcılığı körüklemekle suçlayıp yeni bir medeniyetin inşasını başka Baharlara yani imkansız bir zamana mi bırakacağız.

Milletin hazır olduğu bir toplumda medeniyet inşası için fikir adamı veya ilim adamı sorgulanmaz. O millet hazır değilse herkes fikir ya da ilim adamı yok şikayeti ile kahve ya da modern ismi ile kafe köşelerinde nargile tüttürmeye devam eder.

Bu tespit doğru da olsa sorun hem fikir adamının hem de siyaset adamının yanlış yerde durmasından kaynaklanıyor. Siyaset adamı geldiği makam itibari ile halkın kendisinden beklentilerini karşılama amaçlı çeşitli maceralara atılır. Halk kütüphane ister ve siyaset adamı yapar. Ancak kütüphane siyasetçi için taş duvardan ibarettir. Bir odanın kapısında kütüphane yazması siyasetçinin vazifesini icra etmesi ve halkına verdiği sözü tutması için yeterlidir. O kapıdan içeri girildiğinde ve ruhunuz sizi kitap raflarına sürüklediğinde bulacağınız hazineler artık fikir ve ilim adamlarının sorumluluk alanına girer. Toplumun geneline ve hatta ülkeye veya dünyaya bu bile bu gözle bakabiliriz. Bizim siyasetçilerden siyaset üstü açılımlar beklememiz onlara haksızlık olacağı gibi ilim adamlarından da fikriyata dair tespitleri veya rehberliği siyasi arenada görmek istememiz büyük bir kargaşaya sebep oluyor. Bu şekilde hem siyasetçilerden hem de fikir adamlarından istifade edemiyoruz. Siyasi kadrolar ile fikir adamları arasında oluşacak sağlıklı bir iletişim bu kargaşaya son verebilir. Ancak siyasetçi ve fikir adamının iletişim esnasında birbirinden beklentileri ne kadar mühimse birbirlerine olan yaklaşım tarzı da o derece mühimdir. Protokol usulü siyasetçi halktan veya avamdan beklediği tertip ve tavrı fikir adamından beklerse o siyasetçi daha çok yalnız yol alır. Aynı şekilde fikir adamı da avama hitap ettiği gibi siyasetçiye de yön vermeye çalışırsa ve yüksekten bakarsa, fikir adamı da devasa göklerden halka ışık olmak yerine küçük pencerelere mahkum olacak ve barındırdığı ilmin zekatı hususunda Rab katında hesap vermek zorunda kalacaktır.

Bu bağlamda Türkiye’de ne fikir adamlarının ne de siyasetçilerin önden gitmesi beklentisi doğru olmayabilir. Burada beklenti iki taraf arasında sağlıklı bir iletişimin hasıl olması ve bu hususta yapılması gerekenlerin tespiti olmalıdır.

METİN ACIPAYAM: Teşekkür ederiz.

SELAMİ HAKTAN: Rica ederim Metin bey.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s