AKADEMYA DERGİSİ SAHİBİ GÜLÇİN ŞENEL METİN ACIPAYAM’IN YENİ KİTABINI YAZDI

150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI

Gülçin Şenel

 Geçtiğimiz ay yayınlanan Metin Acıpayam imzalı, “150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI – Harf ve Dil Tartışmaları” isimli kitab, alanında bir kaynak eser olma iddiası taşıyor. Türkiye’de 1860’lı yıllarda başlayan harf ve imlâ tartışmaları, Cumhuriyet’ten sonra Latin alfabesine geçişimizle daha da alevleniyor. İşte eserde, tartışmaların başladığı ilk yıllardan bugüne, dönemin aydın-yazar-çizer kesiminin görüşlerinden günümüz aydın-münevverlerinin görüşlerine kadar geniş bir yelpazedeki değerlendirmelere yer veriliyor. Bir tarafta, Latin alfabesine geçmenin gerekli olduğunu savunanlar, diğer tarafta buna gerek olmadığını, imlanın düzeltilmesiyle “herkesin okuyabileceği” bir yazıya ulaşılabileceğini savunanlar… Derken “Harf İnkılabı”…

Metin Acıpayam, eserinin “giriş bölümünde” şöyle takdim ediyor eserini:

– “Sanayi Devrimi ile birlikte emperyalist Batının gittikçe azgınlaşan tavrı karşısında Osmanlı aydını, -Tanzimat ile beraber- devletin hangi sebeblerle geri kaldığı ve bu sebeblerin başında ne geldiği konusunda, gerek gazete gerekse dergi sayfalarında tartışmaya başlamıştır. Bu tartışmaların ana başlıklarını siyasî, iktisadî ve içtimaî sebebler oluştururken, bunlara paralel olarak ilk defa dil ve harf problemi de geri kalışın sebebleri arasında zikredilmiştir.

1860’larda tartışılmaya başlanan, Türkçe’de harf ve imlâ meselesi, 1928 Harf devrimine kadar yoğun bir şekilde konuşulmuştur. Bu süre zarfında, devrin önde gelen yazar ve sanatçıları ile üniversite hocaları, konuyu enine boyuna ele almışlardır. 1860’larla beraber “ıslah-ı huruf” olarak kendisini gösteren bu bahis, Mustafa Kemal’in cebrî hareketi ile beraber 1928 yılında “tebdil-i huruf”ta noktalanmıştır. Bu süreçte, herkes kendini ister istemez bir tarafta bulmuştur.

Bu çalışmamızda, dünden bugüne bu konuyu ele alan ve farklı açılardan meseleye yaklaşan çok sayıda yazar, sanatçı ve ilim adamının görüşünü, ülkemizde ilk defa bir eserde bir araya getirmiş bulunuyoruz.

Son olarak, bu eserde, dil konusunda kısır çekişmelerden uzak bir tez sunuyor; 150 yıllık tarihî bir süreci gözler önüne seriyoruz. Bizim dil meselesine bakışımızı, eski dil-yeni dil zıtlığı oluşturmuyor. Çünkü, dil ancak “mesele konuşarak” yaşar. Bu bakımdan, Servet-i Fünûncuların mantığıyla ölmüş kelimeleri dayatmak ne kadar yanlışsa, ilim dışı kaidelerle kelime uydurmak da o kadar yanlıştır.”

Eserde Münif Paşa’dan Namık Kemal’e, Kazım Karabekir’den Mustafa Kemal’e, Ahmet Haşim’den Halit Ziya Uşaklıgil’e, Kemal Tahir’den Necib Fazıl’a, Murat Belge’den Salih Mirzabeyoğlu’na kadar, her kesimin, her görüşüne yer verilerek, dil ve harf tartışmalarının bugüne kadar hangi safhalardan geçtiği gözler önüne seriliyor.

Tartışmaların ilk başladığı nokta, “imlâ” üzerine yoğunlaşıyor ve bilhassa Osmanlıcanın belli bir imlâ düzenlemesi ile yaygın şekilde okunup yazılabileceği savunuluyor. Meselâ Namık Kemal bu konuda oldukça çaba sarf edenlerden. Şöyle diyor:

– “Bizim efkârımıza gelince, mademki elifbayı Arabîden almışız ve mademki lisânımızda bu kadar Arabî kelimât mevcûddur. Onun hâliyle ibkâsından başka çare olmadığı itirâf ile ondan sonra Türkî’de zâid olan harfleri aramak lâzım gelir. Arabî’nin elifbâsında Fârisî’den “g, je, çe, pe” harfleri yokmuş. Fakat sonradan noktalar ilâve ve ihtirâ’iyle alınmış. Türkî’nin ise üç türlü kâfi daha var ki biri “yâ” ve biri “nün” gibi okunur ve bir de kendine mahsus ayrıca bir sadâ verir, “beng” ve “göngül” ve “tengri” kelimelerinde olduğu gibi.

İşte “yâ” sadâsı veren “kâfın “yâ” gibi altına iki ve “nun” sadâsı veren “kâfin “nun” gibi üstüne bir nokta konulsa ve “tengri”de olan ve lisânımızda pek nâdir bulunan “kâf bazı matbuatta görüldüğü veçhile iki kollu “kâf” şekliyle yazılsa elifbâmızın hurûfca bir noksanı kalmaz.”

Ömer Seyfettin’in şu sözleri ise okuru gerçekten şaşırtacak nitelikte:

– “Sevgili Canib Bey,

Cevabınızı almadan işte ben yazıyorum. Size bir teklifim var. Kanaatlerinize pek yakın olduğu için hemen kabul edeceksiniz sanırım. Bakınız ne. Biraz izah edeyim. Edebiyattan nefret ettiğimi ve bu nefretimin iğrenç, tiksindirici bir nefret olduğunu yazmıştım: bu nefretim, edebiyata olmaktan ziyade lisânadır. Bizim lisânımız –her zaman düşündüğümüz gibi- berbat, perişan, fenne, mantığa, muhalif bir lisândır. Garp edebiyatını biraz tanıyan, mümkün değil bu nefretten kurtulamaz.”

Kâzım Karabekir ise şöyle diyecektir:

– “Binaenaleyh bugün bir kuvvet vardır ki, o kuvvet bütün cihana karşı şu propagandayı yapıyor: “Türk yazısı güçtür, okunmaz!” Bendeniz bu mesele ile bizzat uğraştım ve Arnavutluk ihtilâli içinde bulundum. Acaba bu lâtince kabul edilebilir mi? Bu kabul edildiği gün memleket herc ü merce girer. Herşeyden sarf-ı nazar bizim kütüphanelerimizi dolduran mukaddes kitaplarımız, tarihlerimiz, yazılarımız ve binlerce cilt eserlerimiz bu lisânla yazılmış iken büsbütün başka bir şekilde olan hurûfu kabul ettiğimiz gün en büyük bir felâkete maruz kalacağız. Ve böylece derhal bütün Avrupa’nın eline güzel bir silah vermiş olacağız. Bunlar âlem-i İslâm’a karşı diyeceklerdir ki, Türkler ecnebi yazısını kabul etmişler ve Hıristiyan olmuşlardır. İşte düşmanlarımızın çalıştığı şeytankârâne fikir budur.”

Hüseyin Cahit Yalçın ise şu sözlerle savunur Latin Alfabesini:

– “Biz memleketteki ümmîliği azaltamayız. Çünkü harflerimiz buna mânidir. Çocuklarımız mekteplerde üç sene, dört sene çalıştıktan sonra da doğru okuyamazlar. Çocuklarımız değil, hiçbirimiz her kelimeyi doğru telâffuz ettiğimizi iddia edemeyiz. Böyle lisân, böyle tahsil olur mu? Bir köylü çocuğu senelerce mektebe gidip de hiçbir şey öğrenemezse niçin vaktini kaybetsin? Niçin gidip de tarlada çalışmasın? Gidiyor, çalışıyor ve bir şey okuyamıyor. Gazeteler okunamıyor, kitaplar okunamıyor, basılamıyor.

Bizi şimdiki harflere rapteden şey nedir? Bu harfleri kullanmak için hiç bir mecburiyet-i dinîye yoktur. Millî harflerimiz de değildir. Bu hâlde Lâtin harflerini kabul ederek bir ân içinde herkese okuyup yazma öğretmek suretiyle elde edebileceğimiz namütenahi faideleri neden istihfaf ediyoruz?”

Cemil Meriç’in çığlığı ise pek duyulmaz:

– “Dil’de inkılâp olmaz. İhtiyar tarih, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir çılgınlığa şâhit olmamıştır. Toplum geliştikçe dil de gelişir. Osmanlıca diye bir dil yoktur. Osmanlıca, Anadolu’ya yerleşen ve İslâmiyeti benimseyen Türkler’in dilidir. Yani, hâlis Türkçe’dir, Batı Türkçesi.

Elbette ki her dil, yeni bir mefhuma, yeni bir karşılık bulmağa çalışacaktır. Çılgınlık, dilin öz malı olmuş lafızları, kökleri Arapça veya Farsça’dır diye kovmağa kalkışmak. Birincisi inşâ, ikincisi tahrip. Cedlerimiz, buldukları yeni kelimeleri devlet zoruyla kabul ettirmediler. Her buluş bir teklifti sadece. Osmanlı’nın “tilcik” üretmeğe memur ulemayı rüsûmu yoktu.

Osmanlıca sözler niçin kovulmalıymış, biliyor musunuz? Yeni harflerle yazılamıyormuş da… Ne dâhiyâne gerekçe! Dil alfabeye uymuyor diye bin yıllık dile kıyacağız.. Buna alfabe değil Proküst yatağı derler. Dünyanın iki büyük inkılâbı, yani 1789 ve 1917, […] bütün müesseseleri yerle bir etmiş ama dile dokunmamış ikisi de.

Genç hâfızalara yerleştirilen “tilcik”ler üredikçe üremiş, nesillerin zevk selâmetini bozmuş, onları tarihlerinden ve mukaddeslerinden koparmıştır.

Bu ülkenin aydınları yıllarca tek hürriyet tanımışlar: Dillerini tahrip hürriyeti. Tefekkür yasaklanmış, irfana sadâkat, vatan ihâneti sayılmıştır. Zekâları felce uğratan bir devrimdir bu…”

Ve Necib Fazıl noktayı koyar:

– “Ha dil, ha kâinat!… İkisi arasında ne fark var? Mademki kâinattaki maddî ve mânevî her unsurun bildiğimiz kadar, karşılığı dilde mevcut; öyleyse lisâna kâinatın nazarî plânı gözüyle bakabiliriz. İnsanoğlunun gayesi, merkezini teşkil ettiği kâinatın sırlarını aramak ve onu ferdî ve içtimaî fayda ve imkan çerçevesinde tensik ve ıslah, tarh ve tanzim etmek değil mi? Bu böyledir ve hiçbir zaman ve mekanda hiçbir kimse, gökten zembille düşme yepyeni bir kainat icat ve ibda etmek gayreti düşemez.

Delilerin bile kavrayacağı bedahet…

Aynı şekilde hiçbir dil de, gökten zembille düşme, yepyeni bir tarzda icat edilemez. Diller, yarı kâinat benzerliğiyle istikraî, bizden evvel mevcut, yalnız kendi kanunlarına bağlı ve sadece kendi iç tekâmülü içinde kaynaşan ve esrarlı esrarlı olgunlaşan müesseselerdir. Diller, herhangi bir topyekûn aşı sunîliği altında, öz mensuplarının bilmediği ve anlamadığı hâle gelince, işte, deminki kâinat misaliyle dil arasındaki münasebet bakımından, muazzam ve muhteşem bir abes doğar: Bir muhale çalışmak…”

Ve Salih Mirzabeyoğlu, “yaşayan dil” meselesinin yaşayan fikir devi, şöyle der:

– ““Bizim dilden bahsetmemiz, şu sizdeki malûm eski dil-yeni dil tekerlemesi çerçevesinde değil!” demek ve bunu Türkiye genelindeki sahte aydın zümreye kadar kapsayıcı bir tonda belirtmek uygun olur. Ve yine belirtmek uygun olur ki, bir dünya görüşünün kalbine kadar giden “dil” mevzuunda, Büyük Doğu Mimarı (Necib Fazıl) hariç, bir tek “tefekkür çilesi” çekmiş adam yoktur!

Dikkat: “Bir dünya görüşünün kalbine kadar giden”, diyorum. Solun keleşliği bir yana Peyami Safa’nın “Osmanlıca, Türkçe, Uydurukça” adıyla demetlenen yazılarının belirttiği derinliği olmayan “cedel” tavrı dışında, bu çerçevede bile derli toplu bir görünüş sahibi yoktur!.. İmam-ı Gazâlî Hazretleri ile Farabî ve İbn-i Sina’yı aynı kefeye koyan, böylece hepsinden habersiz veya hiçbirini anlamadığını gösteren kafanın “yaşayan Türkçe” tekerlemesi, ölü suratı pudralamaktan farksız… Dil, mesele konuşarak yaşar; bunun için de, kuru kuru “yaşayan dil” müdafaası olmaz!..”

Metin Acıpayam, bu eseri ile, dil tartışmalarının başladığı günden bugüne “fikrî bir panorama” ortaya koymuş, ilgililerin başvuracağı bir kaynak eser meydana getirmiş.

 

KİTABA ULAŞMAK İÇİN

http://www.kureselkitap.com

Dağıtım & Sipariş: KÜRESEL KİTAP

(0212) 523 55 78, (0530) 941 82 90

Ali Kuşçu Mah. Nalbant Demir Sok. No 5-A. Fatih / İstanbul

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s