RUHLARIN YONTULMASI VE GÜZEL’İN KEŞFİ

Meşhur bir divan şâirinin çok sevdiğim beyti;

Takrîr edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum.
Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var.

Bu beyit, insan ruhunun en hassas yerinden tezahür edip kağıda dökülen bir tatlı sitemin ifadesidir aynı zamanda. Türk fikir hayatında zihinleri aptallaştırmaktan için yapılan Dil devrimi neticesinde tabii ki yukarıdaki beyti ilk okumada anlayıp idrak edemiyoruz. Bu bakımdan yukarıdaki beyit şu manayı ihtiva eder.
“İçimdeki derdi de, gönlümdeki ateşi de dile getirmem mümkün değil. Bu halimle beni söyletme ki inleyen hatırım kederle dolu!..”



Eflatun, “Ruhumuzu bir kaya parçası gibi karşımıza almalı, onu kabalıklardan, fazlalıklardan yontmalıyız” der. Bana öyle geliyor ki, yukarıdaki beyitte Eflatun’un bahsettiği bu yontulan ruhun terennümü mevcuttur. İçinde keder var iken konuşmaktan kaçınan, sırf içindeki kederler sözlere yansırda muhatabını incitir diye susmayı tercih eden bir anlayışın sahibi, elbette ruhunu yontmuş ve güzeli keşfetmiştir aslında.


Günümüzde ağızların iğrenç sakızı haline gelen “güzel” mefhumu anlaşılıp idrak edilmeden ne ruhlar yontulabilir, ne de tam manası ile “çirkin” bilinebilir.
Bizce güzel;
“Doğru ve iyinin, tek kelimeyle hakikatin zerafet ambalajıdır.”
Güzelin ilmi ise estetik, yani bedîiyyattır.  Fikrin düzenini ifade eden diyalektik ne ise, bir duygu olarak insan muhayyelesinde var olan “güzel” in tertibini ifade eden estetik de odur. Güzel, içinde; doğru-iyi-hakikat üçlüsünü barındıran bir ambalaj. O bakımdan güzelin olmadığı yerde, ne doğru mevcut, ne iyi ne de hakikat. Herşey güzele bağlı. Büyükdoğu Mimarı’nın bahsettiği gibi “güzel için yaşıyoruz bir bakıma!..”
Üstadın bahsettiği “güzel için yaşamak” ölçüsü aslında bilginin meydana gelebilmesi açısından elimize üç unsuru da sıkıştırmakta. Bunlar;
⦁    Bilen’in olması.
⦁    Bilinecek şeyin olması.
⦁    Ve ışık unsuru.
“Allah Güzeldir güzeli sever” ölçüsü hepimizi “güzel” i keşfe sevkeden bir kelam-ı kibardır. Bu keşif yolunda insan güzele yani Allah Resulü’nün gösterdiklerine yaklaştıkça “BİLEN” olma yolunda da hızla ilerlemekte. Ve insan kendini tanıyıp “bilen oldukça” da bilinecek şeyinde ne olduğunu keşfetmekte. Hem bilen ve hem de bu bilmenin neticesinde “bilinecek şeyi” keşfeden insan, artık ışık unsuruna yaklaşmakta. O ışık ki karanlıkları söndüren, çirkini güzel etrafında eriten hasılı Salih Mirzabeyoğlu’nun bahsettiği üzere “zehiri bile şifaya tahvil edici” bir güçle tesirini göstermekte…
Güzel için yaşamak bahsinde Yenişehirli Avnî’nin şu meşhur beytini de söylemeden geçemeyiz;
Sanmam ki taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik.
Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik.
Yani;
Dünyaya gelişimiz ne mevki ve makam, ne de mal ve mülk peşinde koşmak için. Biz buraya bir sevgili için âh etmeye geldik, o kadar…
İşte tek gaye…
İşte tek hayat…
Güzel için yaşamak…
Güzeli keşfettikçede ruhumuzu yontmak.
Ve dünyayı ALLAH’IN “HABİBİM” dediği insan etrafında örgüleştirmek…
Ve üstadın meşhur bir şiirinde söylediği gibi “BÜTÜN SERSERİ YOLLARA, O’NUN ÜMMETİNDEN OL” narasını atmak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s