ZAMAN-MEKAN-VAROLUŞ KONULU MÜLAKATLAR -1-

METİN ACIPAYAM: Zaman “oluş amili” ise, kader ile arasındaki münasebet nedir? Zaman, kaderin sırlarından biri midir? Kader aslında “Kün” emrinin muhtevasında mahfuz sırlar toplamı mıdır?

MEHMET EMİN PARLAKTÜRK:  Zaman “oluş süreci”ndeki sebeplerden biridir. “Oluş” gibi “zaman” da yaratılmıştır. Yaratılmış bir nesne, yaratma fiilinin âmili olmaz. “Oluş” sabit değildir ve belli bir dönemle sınırlanmaz, aksine devamlılığı olan bir süreçtir oluş. Allah’ın “ol” demesi, o an itibariyle olup biten ve sona eren bir oluş değil, başlayıp devam eden ve bugüne kadar süregelen, bundan sonra da devam edecek olan bir “oluş süreci”dir. Yani, dünden bugüne oluş süreci hâlâ devam edegelmektedir. Yasin, 82.ayette geçen “kün fe-yekûn” ibaresi “ol dedi, oldu” şeklinde değil, “ol der, o da hemen oluş sürecine girer” şeklindedir. Çünkü, “yekûn” fiili muzari olup şimdiki ve gelecek zamanı kapsayan bir geniş zaman kipidir.

Kader ise, “Allah’ın ilmi”dir. Yaratıcı varlık, ezeli ve ebedi ilmiyle her şeyi bilir. Âlim ve Alîym sıfatlarının tecellisi olarak O’nun ilmi, geçmişi, hâli ve geleceği kuşatır. O, “Alîymün Habîyr” olarak her şeyden haberdâr ve her işten mâlumat sahibidir. Kainatın “kün” emriyle var oluş sürecine girmesi, işte bu ilmin veya kaderin bir sonucudur. Allah, “kün” emriyle kainatın yasalarını da oluşturmuştur. Bu yasalar değişmez. Çünkü, kainat öyle dengeli, hesaplı, ince ve muazzam bir düzenle yaratılmıştır ki, hepsinin bir ölçüsü vardır. Allah cc. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: ““Biz, her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.”(el-Kamer,54/49)

İşte, Allah’ın ilmiyle gerçekleşen bu ölçünün adıdır kader.  Günümüzdeki “kader” anlayışı çok farklı geliştiği için, insanlar Kur’an’da zikredilen kader ile pratik hayattaki kaderi birbirine karıştırmaktadırlar. Yaygın anlayış şudur: “Kader, insanların doğmadan önce alınlarına yazılan yazıdır. İyi mi kötü mü olacağı, Cennete mi Cehenneme mi gideceği önceden bellidir. Her başa gelen şey, bu alın yazısının bir sonucudur. Herkes bu dünyada kendisine biçilen rolü oynar, gider…” Bu anlayışın, Kur’an’daki kader anlayışıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kur’an’a göre, insan, dünyaya imtihan için gönderilmiş, kendi iradesiyle hareket edip bu imtihanı ya kazanır, ya kaybeder.(Bkz.Mülk,67/2)

İnsan, Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu iradeyi kullandığı için sorumludur. Esasen bu iradeyi insana veren de Allah’tır. Dolayısıyla Allah’ın iradesi hep devrededir. Allah, dileseydi insana bu iradeyi vermez, seçme özgürlüğünü ona tanımazdı, ama böyle yapmadı. Allah’ın, insana iradeyi kullanmasını dilemesi de bir kaderdir. Aksi durum, insanın seçme özgürlüğünü ve iradesini kullanmayı yok saymak, böylece kendisine dünyada biçilen rolü oynamak zorunda bırakmak olurdu ki, bu, Allah’ın iradesine aykırıdır.

İslam’ı en iyi anlayanlardan biri olan Mehmet Akif, “Safahat”ında konuyla ilgili şu tespiti yapar:

“Kadermiş!” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru,

Belânı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.

Talep nasılsa, tabii netice öyle çıkar,

Meşiiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?”

 

Gerçekten, Allah kimseye zulmetmez, haksızlık yapmaz. Şu iki ayet bunun en açık delilidir:

 

“Allah, insanlara en küçük bir şekilde haksızlık yapmaz; aksine kendilerine zulmedenler, insanların kendileridir.”(Yunus,10/44)

 

Allah’ın belirlediği ölçüye göre hareket etmeyen, O’nun koyduğu düzen ve nizama uymayan, O’nun çizdiği sınırları çiğneyen insanlar, kendilerine zulmetmiş, haksızlık yapmış olurlar. Ayette şöyle buyurulur:

 

 “Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, kendine zulmetmiş olur.”(Talak,65/1)

 

 

Bundan da anlaşılıyor ki, yaygın kanaatin aksine Kur’an’daki kader, alın yazısı değil, ölçü, nizam, düzendir. Allah, her şeyin ölçüsünü koymuş, varlıklar âlemini belli bir düzen ve nizam içinde yaratarak fizik ve metafizik her şeyin standardını belirlemiştir. Güzel-çirkin, iyi-kötü, iman-küfür, helâl-haram, hayır-şer, hak-batıl, aydınlık-karanlık… hepsi Allah tarafından bir standarda bağlanmıştır. Bunlarla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:

 

“Allah her şey için bir ölçü oluşturmuştur.”(et-Talak,65/3)

 

“Allah’ın işi, ölçeği tam olarak belirlenmiş şekildedir.” (el-Ahzâb,33/38)

 

“O her şeyi yaratmış sonra her şey için tam bir ölçü belirlemiştir.”(el-Furkan,25/2)

 

“İnsanı nutfeden yaratmış sonra ölçüsünü belirlemiştir.”(Abese,80/19)

 

Ölçüyü belirleyen sonra yolu gösteren odur. (el-A’lâ 87/3)

 

İşte kader dediğimiz şey, bu ölçü ve standartlardır. Her şeyin ölçüsünü, kaderini belirleyen Allah’tır. Cezayı veya ödülü de, bu ölçülere göre verir. Bir ayette şöyle buyurulur:

 

“Ayetlerimizi yalan sayanlar karanlığa gömülmüş sağırlar ve dilsizlerdir. Allah sapık saydığını yoldan çıkarır, yola gelmiş saydığını da doğru yol üzerinde bulundurur.”

 

Allah, kaderi yani standartları belirlemiş, insanlardan onlara uymalarını istemiş; ancak kimseyi buna mecbur bırakmamış, zorlamamıştır. İyi, doğru ve güzel olan şeyleri (sâlih amelleri)  yapma konusunda gayret gösterenin önünü açacağını ve işlerini  kolaylaştıracağını bildirmiştir. Bu onun bir ikramı, bir ihsanı, bir lütfudur. Aşağıdaki âyet bunu anlatır:

 

Ortalığı bürüdüğü sırada gece hakkı için, Ağarmaya başladığı sırada gündüz hakkı için, erkeği ve dişiyi yaratan hakkı için, Sizin gayretleriniz, gerçekten farklı farklıdır. Kim verir ve korunur. Ve

en güzeli tasdik ederse, Onu en kolaya kolayca ulaştıracağız. (el-Leyl,92/1-7)

 

METİN ACIPAYAM: Mekan, varlığın vücut bulması için imkan alanı, zaman ise varlığın vücut bulması için gereken muharrik kuvvet veya oluş amili midir?

 

MEHMET EMİN PARLAKTÜRK:  Mekan, varlığın vücut bulması için bir imkan alanı ise, zaman da varlığın vücut bulması için bir vakit anıdır.  Mekan ve zamanın, muharrik güç veya oluş âmili olmaları söz konusu değildir. Onlar da, diğerleri gibi oluş sürecinde varlıklar âleminin birer unsuru, sebepler zincirinin birer halkalarıdır.

 

METİN ACIPAYAM: Zaman mefhumunun hakikatini arayacağımız yer, varlık-yokluk deveranı mıdır? Ruhun zaman üstü varlık olduğu da hatırlanırsa, zaman, ruhun dışında akan bir oluş amili midir?

 

MEHMET EMİN PARLAKTÜRK:   Zaman mefhumu, içinde yaşadığımız varlıklar âleminde fonksiyonunu icra eden ve onlarla kayıtlı olan bir varlıktır. Zira zamanın belirlenmesini bu varlıklarla biliyor ve tanıyoruz. Güneşin, ayın ve dünyanın hareketleri, zamanı belirlemektedir ve hepsi de bir ölçüye göredir. Bu âlemin sona ermesiyle de, belirlenen bu zaman sona ermiş olur. Bundan sonrası ise, zaman ötesidir.  Ruhun ne olduğu konusuna gelince, varlığı malum, mâhiyeti meçhul olan ruh, hâlâ gizemini korumaktadır. İlgili ayet şöyledir: “Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: ‘Ruh Rabbimin emrindedir; size ilimden az bir şey verilmiştir.’”(İsra,17/85) Ayette geçen “ruh”un ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler olduğu da dikkate alınırsa, ruhun zamanla münasebeti konusunda sağlıklı bir sonuç üretmek de, tartışmadan uzak kalmayacaktır.

 

METİN ACIPAYAM: Tayyi mekan, ruhun, “yokluk deminde” yaptığı seyahat midir, böyle mi mümkün oluyor? Yokluk deminde yaşamaya başlayan ruhun, “varlık deminde” tecessüm etmesi, mümkün olan işlerden midir?

 

MEHMET EMİN PARLAKTÜRK:  Bu konuda görüş belirtmemeyi tercih ediyor, soruyu cevapsız bırakıyorum.

 

METİN ACIPAYAM: Nasıl isterseniz hocam. O halde teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için.

 

MEHMET EMİN PARLAKTÜRK:  Rica ederim efendim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s