YAKIN TARİH MÜLAKATLARI -5-

HABERVAKTİM.COM YAZARI AHMET DOĞAN İLBEY İLE “KEMALİZM” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

METİN ACIPAYAM: “Kemalizm” kavramı sizde ne ifade ediyor?

AHMET DOĞAN İLBEY: Kemalizm biraz Sovyet halkçılığı, biraz Alman köylücülüğü, biraz devlet kapitalizmi, çokça İtalyan tek parti ve Duçe faşizminin karma bir taklididir. Zemininde Fransız laisizmi ve ulusçuluğu, yâni nation anlayışı vardır. Batı’dan mülhem olup, M. Kemal adıyla aynileştirilerek oluşturulan bir devlet ideolojisidir. İstiklâl Savaşı’nın gaye ve ruhuna ihanet eden M. Kemal, yandaşı generaller ile elitlerin ve İngilizlerin desteğiyle ilân ettirilen Cumhuriyeti kendi ilke ve inkılâplarıyla oluşturma çabasının adıdır. M. Kemal’in öngördüğü düşüncelerle projelendirilen Cumhuriyet devletinin ve sisteminin muhtevasıdır.  Müslüman Türk milletini dönüştürme, yâni Avrupa toplumları gibi laik-seküler  “uluslaştırma” rejimidir.

Kemalizm bugün millet ve devlet üzerinde tesiri bir hayli azaldı Atatürkçü dernekler ve yayın organları kaldı ki marjinal hâle geldi. Fakat askeriyede, yargıda, medyada ve bürokraside hâlâ Kemalizm’in özlemini çekenler ve düşüncelerini Atatürkçülük üzerinden seslendirenler var. Toplum tabanı bakımından ve siyaseten güçsüz olsalar da fırsat kollamaktadırlar.

Kemalizm, Tek adam, tek şef cumhuriyetinin Türkiye’deki şeklidir. Cumhurun cumhuriyeti değildir, bürokratik ve elitlerden oluşan oligarşinin cumhuriyetidir ki, Kemalist devlet diktasıdır bunun adı. Takrir-i sükun, İstiklâl Mahkemeleri, açık oy-gizli tasnif, Türkçe ezan, câmilere sıra konulması plânı, harf devrimi, İslâm medeniyetinden kopuş, Osmanlı-İslâm kökenli Türk tarihinden İslâm öncesi Asya tarihinde ve Hitit, Sümer gibi pagan kültürlerde Türklük iddiası gibi millet değerlerine aykırı olan bütün uygulamalar Kemalizm’in öngördüğü devlet projesinin birer parçasıdır.

Kemalizm’in altı ilkesi, yâni altı ok’undaki devletçilik, halkçılık, laiklik, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, inkılapçılık muhteva olarak baştan başa Batı kokar. Devletçiliği tek parti Chp programı üzerinedir. Halkçılıkları biraz Sovyet Rusya’nın halkçılığı, biraz Alman köylülüğü karışımıdır. Halkın dinî ve târihî kökleri yoktur. Laik ve seküler değerlere sahip ve Kemalist devletin değerlerine bağlı devlet kontrolünde bir yığındır. Laiklik, Fransız laikliğidir ki Kemalizm elbisesi giydirilerek dayatılan bir ideolojiye dönüştürülmüştür. Dinî olan değerlerin yaşamasına olabildiğince izin verilmez; pozitivisttir. Milliyetçiliği, İslâmî zeminde inkişaf eden millet değerlerini sevmek, geliştirmek duygu ve düşüncesi değil, laik-seküler bir zeminde Atatürkçülük değerleriyle ifade edilmiş, İslâm sadece ferdî bir kültürel unsur olarak yer almış olan bir milliyetçiliktir ki bütünüyle yanlıştır. Cumhuriyetçilik, yukarıda kısaca ifade ettiğim gibi cumhurun değil, M. Kemal ve kadrosunun oluşturduğu ideolojik bir oligarşik yapının cumhuriyetidir. Cumhurun dininden neşet eden medeniyet değerleriyle ve kimliğiyle örtüşmeyen ve hilafına devrim kararları alan zorba bir cumhuriyettir. İnkılapçılığı pozitivizm ve laisizmden beslenen Batı tipi bir modernleşmeyi gaye edinen ve bu hususta kan döken, idam eden, millete zulme eden, İslâm’da reform yapan bir inkılapçılık ki Kemalizm’in en şedit zulüm ilkelerinden biridir.

Kemalizm, 1923’den 1950 ‘ye kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî adıdır. 1960 Anayasası’yla Atatürkçülük olarak devam eder. 1931’de toplanan CHP üçüncü kongresinde Kemalizm altı ok diye bilinen ilkeler şeklinde açıklanır. Bir yıl sonra Kadro Dergisi Kemalizm’i ideolojik bir sisteme kavuşturmak için yayınlanmaya başlar. Kemalizm’i açıklamak ve savunmak için kitaplar yayınlanır. 1936’da çıkan ilk kitap asıl adı Mohiz Kohen olan Yahudi kökenli Tekin Alp’in “Kemalizm” adlı kitabıdır. Aynı yıl yayınlanan Şeref Aykut’un “Kamalizm” kitabı da Kemalist cumhuriyeti anlatan kitaptır. Tekin Alp’in Kemalizm’ kitabına meşhur Türkçü M. Fuat Köprülü önsöz yazmıştır. Kemalist inkılabı Türkiye’ye ve Batılılara anlatmak gayesi güder.

Kemalizm’in esası ve parti olarak tecessüm etmiş yüzü olan Cumhuriyet Halk Partisi ilk programını 1927 yılında yayınlar ki Kemalizm’in gövdesi çıkmaya başlamıştır. “Cumhuriyetçi, halkçı, milliyetçi” şeklinde ifade edilen programda, üç ok telaffuz ediliyordu. 1931’de 1937’de altı ok programı Kemalizm’in devletin ideolojisi olarak kesinleştiği dönemdir. 1935 yılı programında parti ideolojisinin “Kamalizm” olarak adlandırılır. O yıllarda dilde yapılan “soykırım” mesabesindeki devrimlerle birlikte M. Kemal’in, Arapça olan “Kemâl” adını sözde “öz Türkçe “Kale”  mânasına geldiğini söylediği “Kamal” ile değiştirmesinden geliyordu. CHP programlarında ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kapsayacak şekilde ele alınan Kemalizm, sadece tek parti döneminde değil, Türkiye’nin resmî ideolojisi hâline getirildi.

 

METİN ACIPAYAM: “Kemalizm” darbe midir? Yoksa devrim mi?

AHMET DOĞAN İLBEY: Millet değerlerine karşı yapılan bütün darbeler Kemalizm adına yapıldı. Dolayısıyla Kemalizm 27 Mayıs 1960’kardan itibaren bir darbe ideolojisidir.  1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbeleri, Ergenekon ve Balyoz darbe girişimleri bütünüyle Kemalizm yahut Atatürkçülük ideolojisine dayanan hareketlerdir. Dış yüzüyle adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan bir yapının oluşturulmasına devrim diyebiliriz. Çünkü devrim sözlük mânası itibariyle var olanı, sürüp gelen bir yapıyı, asırlar içinde oluşmuş millet değerlerini, yâni medeniyet ve kültürel dokuyu değiştirmek ve yerine başka değerler ikame etmek ameliyesidir ki Kemalistlerin yaptığı da bu mânadadır. Kemalizm, devrim hamlesini, bir kısmını tepkiden çekinerek yapamasa da 1924’den 1950’ye kadar tamamlamıştır. 1960 darbesiyle Kemalizm darbeci geleneği başlatmıştır veya Kemalistler darbe yoluyla iktidarı ele geçirerek yollarına devam etmek istemişlerdir. Dolayısıyla Kemalizm hem devrimci, hem darbeci karakter taşır. Millet değerlerine karşı yapılan bütün darbeler Kemalizm adına yapıldı. Dolayısıyla Kemalizm 27 Mayıs 1960’kardan itibaren bir darbe ideolojisidir.  1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 darbeleri, Ergenekon ve Balyoz darbe girişimleri bütünüyle Kemalizm yahut Atatürkçülük ideolojisine dayanan hareketlerdir.
METİN ACIPAYAM: Günümüzde Kemalist yapılanmayı nasıl değerlendirirsiniz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Baştan beri toplum tabanı olmayan Kemalist yapılanmanın günümüzde de böyle bir tabanı yoktur. Cumhuriyetin elitleri, laikçi ve ulusalcı çevreler, Atatürkçü dernekler Kemalist ideolojinin hâlâ propagandasını yapıyorlar. Kemalizm Atatürkçülükten ayrı olduğu iddia edilse de bu bu iddia bir fasaryadır. Daha çok, milliyetçiliklerine Atatürkçülükten yardım alanların iddiasıdır bu. Esasında iki kavram da farklı tonlarıyla aynı çizgiyi takip eder. Kemalizm kavramını kullananlar azaldı. Bunun yerine yoğun bir şeklide Atatürkçülük ve ulusalcılık kullanılıyor. Bu kavramı kullananlar arasında farklı metodu savunalar var. Kemalist ideolojiyi askerî militer yapı içerisinde kullanıp darbelere gerekçe gösteren gruplar malumdur. 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz gibi askerî örgütlerin ulusalcı söylemi Kemalizm yahut Atatürkçülükle beslenmektedir.

ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) ve TGB (Türkiye Gençlik Birliği) tarafından organize edilen ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin de desteklediği “Yurtsever Özgürlük”  gibi yapılanmaların zemininde Kemalist düşünce vardır. Bunun yanında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği bibi birçok sözde sosyal ve kültürel derneklerin programları bütünüyle Kemalizm doludur. Bunun yanında Chp’de Kemalist vurgu azalmış gibi görünse de kemmiyet olarak az da olsa keyfiyet olarak güçlü ve derin bir Kemalist elit siyasîler hâlâ pusudadırlar.

METİN ACIPAYAM: Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’ten sonraki lâ-dini politikalarını nasıl değerlendirmektesiniz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Âcizâne yazılarımda da temas ettiğim üzere M. Kemal’in ve yandaşlarının görüşlerinden oluşan Cumhuriyet; Kur’ân’dan Kopuş, Medenî Bilgiler Kitabı’na Geçiştir. Allahüekber’in “Tanrı uludur”  diye okunmasıdır. Balo, opera, İslâmsız Halkevleri, hukukun olmadığı İstiklâl Mahkemeleri, fötr şapka, Türkçe ezan, pozitivist laiklikçiliğin zorla, cebirle Türkiye Devleti’nin hukuk ve sosyo-kültürel değerleri arasına sokulmaya çalışılmıştır.  1931 Yılında Prof. Afet İnan tarafından hazırlanan “Medeni Bilgiler” kitabında İslâm’ın milletin temel unsurlarından biri olarak kabul edilmediği yazılmıştır. M. Kemal bizzat kendi kontrolünde hazırlanan bu kitaba el yazısıyla notlar düşerek ve düzeltmeler yaparak dinin niçin milletin bir unsuru olmaması gerektiğini detaylıca izah eder. Birçok Atatürkçü yazar 1950’li yıllara kadar süren bu kitabın dayattığı pozitivist ve lâ-dinî devlet anlayışının M. Kemal’in beyan ve siyasetinin sonucu oluştuğunu beyan ediyor.

İslâmî değerler hayattan ve kamudan çekmeye çalışırak, İslâm’ı Protestanlaştırmak  ve dinde laisist ve bir mânada lâ-dinî yönde reform yapmak teşebbüsünde bulundular. Câmilere sıra konulmak,  Kur’ân’ı Kerim seküler hâle getirilmek istemiştir. Bazı âyetler tamamen kaldırılıp yerlerine düzmece âyetler yazılarak “yeni bir Kur’an” hazırlığı teşebbüsünde bulunuldu. Kur’ân’ın yazılışı ve ibadetlerin muhtevasında Kemalizm’e, bilime ve devlet çıkarlarına uygunluk esas alınarak, hâfızlık ve Arapça okuma-yazma Türkiye sınırları içerisinde yasaklanması ve Kemalizm’e uygun yeni âyet ve sûreler eklenmesi gündeme getirildi. M. Kemal’in Nutuk ve demeçlerinden derlenecek olan vecizeler âyet ve sûrelere ilâve edilmesi ve laik cumhuriyet’in medenî ve cezaî kanunları sûre olarak yazılıp câmilerde okunması düşünüldü. Temizlik sûresi, istiklal ülküsü sûresi, askerlik ve kahramanlık sûresi, turizm ve ticaret sûresi, kanunlara saygı sûresi, vergi sûresi… gibi birçok sûre namazlarda, cuma hutbelerinde ve diğer ibadetlerde okunması M. Kemal’in yandaşlarınca dergi ve kitaplarda dillendirildi. Lâ-dinî cumhuriyeti tesis etmek için ilk aşamada câmilerde cemaat kılınan namazlar günde iki vakit sabah ve akşam olmak üzere kılınması, namaz rekatları sekizi geçmemesi, oruç tutmak ya da tutmamanın asıl gayeye ulaşan kadar serbest olması, askerler, öğretmenler, çiftçiler gibi devlet görevi yapan kimselerin oruç tutmasının yasaklanması bu projelerin arasındadır. Câmilere Allah, Hz. Muhammed ve diğer İslâm büyüklerinin adlarının yanına M. Kemal’in adı da konacak. Umuma açık yerlerde çarşaf, sarık, türban ve benzeri kıyafetlerle dolaşılmasının ve hacca gitmenin yasaklanması, Anıtkabir’i ziyaretin millî bir hac olacak ve millî bayramlar hac’dan daha kıymetli millî birer ibadet olarak kutlanması da Kemalizm’in gerçekleştiremediği düşüncelerden birkaçıdır. Fatiha sûresinin “Bütün âlemler’in Rabbi olan, esirgeyen, yargılayan ve Atatürk’ü yaratan Tanrı’ya şükürler olsun. Tanrım, Seni severiz, Senin yarattıklarını severiz, Sen’den yardım dileriz. Bizi, Atatürk’ün gösterdiği dosdoğru yola ilet, nimetine erenlerin, gazabına uğramayanların, Atatürk yolundan sapmayanların dosdoğru yoluna…” şeklinde değiştirilmesi düşüncesi ortaya atıldı.  Ülkenin her yanına M. Kemal heykelleri dikildi. Devrin ders kitaplarına “Atatürk’e hamd olsun” diye başlayan cümleler yazıldı. Bu tapınma âyinine katılmayanlar “Yeni Din Kemalizm’in”  düşmanları ilân edildi.

İslâm’la varlığını bulup üç kıtada medeniyet dili olan Türkçe’den otuz binden fazla kelime tasfiye edilmiş, milletin dinî yaşayış ve değerleri “irtica” olarak ilân edilmiş, Kur’ân-ı Kerîm’in yasaklanmış, Ayşe, Fatma, Muhammed ve Bekir gibi Hz. Peygamberimizin ve sahabelerinin varlığından mülhem olan isimler “Osmanlı ve Arap” sayılarak yasaklanmış ve yerine Umay, Gökbörü, Asena, Tankut, Tonguç, Bozkurt gibi uydurma isimler askerî okullarda, devler memurlarına, sivil ve askerî bürokratlara, mazlum ve mazrur milletimize tepeden inme dayatılmıştır. Atatürkçü akademisyenler dahi, M. Kemal’in İslâm’ı Protestanlaştımak projesiyle kökten Batılılaşmayı hedef edindiğini ve süreç içinde dinin yâni İslâm’ın varlığını ve millet hayatındaki tesirini tamamen yok etmeyi düşündüğünü, İslâm’ın gücünü yok ederek, İslâm’dan arındırılmış ulusçu bir Türk milliyeti projesini hayata geçirmeyi plânladığını fakat muvaffak olamadığını yazdıkları mâlûmdur.

METİN ACIPAYAM: “Kemalist Müslümanlar” hakkında ne söylemek istersiniz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Türkiye’de hem Müslüman hem Kemalist olmak abesle iştigaldir. Müslümanca bir dünya görüşünü taşıyan ve yaşayan bir insan asla Kemalist yahut Atatürkçü olamaz, oluyorsa sahtekârdır, münafıktır. Kemalist Müslüman ifadesi daha çok, demokratik, laik-seküler düşünen ve yaşayan, hem câmiye giderim, hem meyhâneye…” diyen şuursuz, lümpen ve modernizmin tesirinden kurtulamayanların sıkça kullandığı bir ifadedir. Hiçbir ciddiyeti ve kökü yok hem müslümanım hem kemalistim ifadesinin. Haysiyetsiz ve kimlik şuuru oluşmamış piyasa insanlarının bukalemunca tavırlarının ifadesidir bu.

Bu sözün siyasî vitrindeki yeri geniştir. İslâm fikri ve anlayışı tam teşekkül etmemiş veya takiyye yapan yahut kendini iki tarafa şirin göstermek isteyen cambaz siyasîlerin uyduruk argümanıdır. Anadolu’nun dindar beldelerinde Müslümanca üslûpla hitap ederler. Sahil şeridinde, Ege ve Marmara bölgesindeki modern ve liberal kitlelerle karşısında “hem Atatürkçü hem muhazakar, yâni dinî değerlere gayet saygılı olduklarını beyan ederler. Bugün artık bu tür söylemler ve eklektik târifler millet nezdinde rağbet görmüyor. O bakımdan terkip olması mümkün olmayan hem Müslüman hem Kemalist olmanın bir şarlatanlık olduğunu dağdaki çobanımız dahi biliyor ve kendini böyle târif edenlere güldüğü gibi istihza ile bakıyor. Hâsılı, Kemalist Müslümanlık bir mizah konusu hâle gelmiş, yakın zaman Türkiye’sinde bazı aydınlar ve siyasetçilerin saklandığı veya düzene şirin gözükmeye çalışmak için giydiği uyduruk bir elbisedir.

METİN ACIPAYAM: Batı projesi olan Kemalizm ve A.K.P iktidarının ortak yanları var mıdır?

AHMET DOĞAN İLBEY: Kemalizm’in millete hasım olan ne menem bir ideoloji olduğunu ilk suale verdiğim cevaplarda belirttim. Anlatmak bitmez bir Batılılaşma projesidir. Her şeyden önce Kemalizm, Müslüman millet idealine ve Müslüman Türkiye oluşumuna ideolojik olarak karşıdır. Milletle târihi ve sosyolojik bağı yok. Kurmaca ve proje ürünüdür. Milletin değerlerine ve reyine müracaat etmemiştir, tepeden inmeci ve zorba bir siyasî metoda sahiptir. A.K.P. ise milletin reyiyle gelmiştir. Milletle târihî, İslâmî, yâni kültür ve medeniyet değerlerini esas alarak veya teklif eden bir partidir. Her şeyden önce niyetleri ve zihniyetleri böyledir. Kurucuları dindardır, İslâm’a hürmetlidir. Kemalizm’in bânileri ise pozitivist, agnostik ve deist karışımı bir inanca sahiplerdir.

Hiçbir siyasî partiye bağlılığım söz konusu değildir. Partiler üstü düşünmeye çalışırım. Türkiye görüşlerim esastır. Hiçbir partiyi esas almam. Partilere, İstikbâlin Türkiye İslâm Cumhuriyeti’nin doğuşuna katkısı nisbetinde bakarım. İslâm’ın yeniden hayatın bütün cephesinde yürürlüğe girmesinin şartlarının bir tanesini dahi hazırlayan, hâkimiyet ve meşrûiyetin esası hâline gelmesine az çok vesile olan, bir taş koyan her partiye bu açıdan bakarak değerlendirmeye çalışırım. Bu noktadan baktığımızda A. K. P.’nin bu inşaya harç taşıdığını söyleyebiliriz. Bunu anlamak için Türkiye’nin yakın siyasî târihini ustaların kitaplarından okumak gerek. Hükümetleri, yıkmak ve baybas etmekle tehdit eden generallerin vesayetçi dönemlerini ve darbeler târihini iyi okuduğumuzda A. K. P.’nin vesayetçi dönemleri şimdilik kapattığını söyleyebiliriz. Şüphesiz ki bu durum Batı hegemonyasının, modernleşmenin bittiği anlamına gelmez. Bu nakısalar birden giderilmez, aslî yöne dönmek istenilse bile tedricen olacak hallerdir. Kemalizm’le A.K.P arasında ortak taraflar aramak veya var olduğunu söylemenin haksızlık olduğu kanaatindeyim. Bu söylem, bu partinin iktidarına muhalif olan bazı İslâmcı ve cemaatçi çevrelere aittir. Muhalif olunabilir, fakat muhalif olma gerekçeleri arasında Kemalizm’le ortak yön aramak abestir. Ya yakın siyasî tarih bilmemek, ya da körü körüne karşı olmaktır. Hiç prensibim değilken, iktidardaki bir parti hakkında mevzumuzla alâkalı olduğu için kanaatte bulundum.

METİN ACIPAYAM: 1950 Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle Müslümanlar az da olsa bir nefes almıştır. Militarist Kemalizm mensupları ise 1950’den bu yana hep iktidar dışında kalmıştır. Bunun sebebini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Demokrat Parti kurucuları gerek siyasetleri, gerekse parti programlarıyla İslâmî bir gaye taşımasa da demokrasi, din ve vicdan hürriyet gibi kavramları milletin kullanımına açtı. Bu sâyede millet tercih ettiğini seçti. Siyaset yoluyla hakkını sormaya başladı. Merkeze kendi tercih ettiği temsilcileri göndermeye başladı. Türkçe ezan Kur’an dilinde okunmaya başladı vs. Tek Parti Kemalist iktidar dönemlerinde kıtlık ve yokluk geçirmişi zulüm görmüş, dinî değerlerine saldırılmış, adam yerine konulmamış, “mürteci, ayağı çarıklı fasa fiso…” diye horlanmış. Dolayısıyla bu millet ilk serbest seçimde Kemalist iktidara sandıkta haddini bildirmiştir. Bundandır ki bir daha tek başına iktidar yüzü görmemiştir.

Şöyle ki: Kemalist hükümetlere göre “Devlet idaresi câhil halkın tercihlerine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.” Bundandır ki1946 seçimlerinde “açık oy, gizli sayım” ilkesiyle (!) iktidarı hile ile almıştır.

Kemalist iktidar demek, Müslüman milletin inançlarına muhalif vesayet rejimi altında kıtlık (ekmeği olan parmakla gösterilirdi), karne, yokluk, baskı, şiddet, zulüm, imamsızlık, ezansızlık demektir. Kemalist iktidarların vesayetindeki Türkiye’de Ezan, Hac, Kur’ân eğitimi yasaklanmış, câmilerin bir kısmı yıktırılıp başka şekle çevrilmiş, bazıları kiraya verilmiş ve Chp binası olarak kullanılmış, gazetelere “Dinden bahsetmeyin?” şeklinde tamimler gönderilmiştir. Dahası var; 1934 yılı itibariyle “Tarih II” adlı ders kitaplarında “Muhammed’in düşüncelerinin toplu olduğu kitaba Kur’ân denir?” tarzında dini inkâr fikrinin aşılanmaya çalışıldığını en az iki kuşak biliyor.

METİN ACIPAYAM: Kemalizm’in Batı taklitçiliği hakkında görüşleriniz nedir?

AHMET DOĞAN İLBEY: Batı taklitçiliği Tanzimat’la başlar. İkinci Mahmud’un ordu ıslahatı Batı taklitçiliğinin bir cephesidir. İkinci Meşrutiyet’te bürokratik ve yine askerî sahada Batı taklitçiliği devam etmiştir. Ne var ki Cumhuriyet dönemi, yâni Kemalist iktidarların başlattığı Batı taklitçiliği doğrudan doğruya dinî değerleri, dinin yaşayış biçimine müdahaledir ve Batı tarzı şekillendirmedir. Medenî kanun İsviçre’den, her türlü ceza hukuku İtalya’dan, sosyal ve kültürel normlarla eğitim öğretim mevzuatları Fransa ve Almanya’dan taklit edilmiştir. Taklitçiliğin boyutları hayli geniştir. “Batı neylerse güzel eyler…” Bütün Avrupa devletlerinden taklit yoluna gidilmiştir. Birin sorunun cevabında bu taklitçiliğin inkılâplar adıyla cebirle uygulamaya sokulduğunu anlatmıştım.

Kemalizm’in Batı taklitçiliği bir toplum mühendisliği şeklinde cereyan eder. Batılılaşma bu hareketin kaynağıdır. Kemalizm’in Batı taklitçiliği Avrupa’nın aydınlanma hareketini temel alır.18. asırda başlatılmış olan pozitivist ve materyalist bir aydınlanmadır bu. Aydınlanmanın gerisinde bilindiği gibi hümanizm hareketiyle Rönesans vardır. Hümanizm zihnin dinî değerlerden azâde sınırsız hürriyettir. Batı taklitçiliğinin zemininde Batı bilimi vardır. Bu materyalist bilimle lâ-dinî felsefeyi toplumun düşünce yapısının esasları hâline getirilmek istenmiştir. Kısaca, Batı taklitçiliklerinin bir bölümünde İslâm Medeniyetiyle hiçbir bağ kurulmayan tamamen lâ-dinî, pozitivist ve seküler anlayışa sahip bilim-teknoloji-felsefe-kültür ve sanat bir bütündür. Kemalizm’in Batı taklitçiliği, Âmâ üstadım Cemil Meriç in ifadesiyle “Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.”

METİN ACIPAYAM: Kur’an yerine Nutuk’u, Kâbe yerine Çankaya’yı teklif eden Kemalist yapının bu tavırlarını nasıl değerlendirmektesiniz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Cumhuriyet dönemi Kemalist şairlerden Kemalettin Kamu’nun “Ne mucize ne efsun / ne örümcek ne yosun / Çankaya yeter bize / Kâbe Arab’ın olsun…”  mısraları, Çankaya’nın, Kemalizm’in sembolü, merkezi nitelinde bir kutsal mekâna dönüştürülme ideolojisinin emareleridir. Kemalizm, İslâm’a ve peygamberine (s.a.v.) karşı olduğu için hâşâ Efendimiz s.a.v.’ın yerine M. Kemal’i kurtarıcı bir önder olarak ikame etme çabalarıdır. Bunun gibi, Kâbe bütün Müslümanların kıblesi ve tavaf ettiği  bir kutsal mekân olması, Kemalizm’in varlığına ve meşruiyetine bir tehdittir. Bundandır ki Kemalistler Kâbe’yi (hâşâ) itibarsızlaştırarak, yeni sözde “yeni Türk ulusunun” ki bu ulus İslâmla bağını koparıp Kemalist cumhuriyet dinine intisap etmeli ve Kâbe yerine Çankaya’ya yönünü çevirmeli, tavaf etmeli, yâni Çankaya’nın ilkeleri ve öğretileri olan Kemalizm’e tapmalıdır.

Bunun yanında önce Kur’ân-ı Kerim’e karşı olan sonra reforma tâbi tutarak protestan-seküler bir muhtevaya dönüştürülmek istenen kudsî kitabımızı yerine M. Kemal’in Nutuk kitabını kutsallaştırmaya çalıştılar. Kemalistler “Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren Nutuk’tur” demek  istediler. Bunun da anlamı şu: Kemalizm’in temel öğretileri Nutuk kitabının olduğu dayatılıyor. Laikleştirilmeye ve İslâm mâzisiyle bağını kesmiş olması gereken “yeni Türk ulusu”  Kurân yerine “Nutuk” u okumalı ona ta’zimde bulunmalı. Ona inanmalı ve hayatını Nutuk kitabına uyarlamalıdır. Kemalistler bu denî ve alçakça fiile bir hayli gayret ettiler, fakat başarılı olamadılar. Bunlara göre, “Nutuk dünyaya inmiş son kitaptır.” Daha da ileri giderek, “M. Kemal’in Anıtkabir’inin Mekke’den daha kutsal olduğunu, böylelikle ulusa Türk olmanın ne demek olduğunu anlatmalıyız” kararını bile almışlardı.

METİN ACIPAYAM: PKK’nın zuhur sebebini Kemalist diktatoryanın politikaları mı belirlemiştir sizce?

AHMET DOĞAN İLBEY: Gerçek yakın tarih ustalarının kitaplarına göre M. Kemal’in El-Cezire Komutanı Nihat Paşa’ya gönderdiği  27 Haziran 1920 tarihli talimatnamenin 1. maddesinde Kürtlere “tedrici bir özerklik” verilmesinden bahsettiği aşikâr. 2. Maddesinde ise Kürtlerin de BMM idaresinde yaşamak kaydıyla mahallî idarenin El-Cezire Cephesi Kumandanlığına ait olduğunu söylüyor. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile vilayetlerde mahallî özerklik verileceği de vurgulanıyor. “Tedricen mahallî idare ihdasının” ilk meclis’te konuşulduğu belgelerle sabittir. “Mustafa Kemal, Eskişehir-İzmit Konuşmaları,1923 Kaynak Yayınları” kitabına göre M. Kemal’in bu husutaki konuşması şöyle: “…Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir demektir… Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olamaz.”

Ayrıca, M Kemal 16/17 Ocak 1923’de Kürtlere “bir tür mahallî özerklik verilecektir” şeklinde açıklama yaptığına dair bilgiler var. 1960’larda Atatürk’ün “Söylev ve Demeçleri” (Kemalizm’in dil devrimi gereğince Nutuk kitabının uydurukça kelimelerle değiştirilmiş adı) toplanır ve M. Kemal’in bu beyanı çıkartılır. M. Kemal’in Kürtlere mahallî özerklik vaadinin vatanın İstiklâl Savaşı sırasında vatanın bütünlüğü uğruna ilm-i siyaset gereğince söylenmiş “konjonktürel bir söz” olduğu şeklinde yorumlayan tarihçiler de var. 1925’teki Şeyh Sait isyanından sonra ortaya çıkan şartlardan sonra Kemalizm’in Kürtleri dışlayıcı ve Türkleştirme politikası başlamıştır ki, Kürt fitilini ateşleyen hadise bundan sonra başlıyor.
Tek Parti döneminde Kemalist iktidarın Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek politikası, anayasadan, “Devletin dini din-i İslâmdır” maddesini çıkartmak gibi apayrı bir mevzu olan hususlar Kürt meselesini kökleştirmiştir ki Kemalist cumhuriyetin politikaları bu ayrılığı ateşlemiş ve çözülmez bir yara hâline getirmiştir. Kürtçenin yasaklanması ve bazı beldelerde Kürt çocukların ailelerinden alınarak Türkçe eğitim verilmesi, Türklük propagandası yapılması ve Kürtlerin Türkleştirme politikası gibi faşist ve baskıcı uygulamalar elli yıl sonra dış desteklerde artarak PKK olarak zuhur etmiştir.

Var olan Kürt problemine paralel olarak 70’li yılların ortasında doğan PKK örgütü kuruluşunda Kemalist ulusalcı derin güçlerin, yâni Ergenekoncuların da olduğu da söyleniyor. Bu şenî örgüt kurulduktan sonra Suriye’de Esad tarafından beslenmiş ve desteklenmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin Kemali Millî Birlik Komitesi Kürtçülükle ilgili suçlu olabileceklerini iddia ettikleri bazı Kürt aşiret reisleri ve ailelerini İstanbul, Konya, Kayseri ve Ege illerinde mecburi iskâna tâbi tutmuşlardır. Buna benzer haksız ve hukuksuz muameleler PKK terör örgütünün nifak tohumlarını atmış ve zuhuruna sebebiyet vermiş ve var olan ayrılıkçı Kürtçü militan potansiyelin silahlı PKK’ya kanalize edilmesine yol açmıştır.

PKK’nin zuhur sebeplerinden biri de Kemalist ulusalcı güçlerin Diyarbakır Cezaevi’nde Kürt tutuklulara yaptıkları işkence olduğu söylenmektedir. Darbeci Kenan Evren ve bazı Kemalist generaller de bunu teyit etmişlerdir.

METİN ACIPAYAM: 1923 yılında kurulan Kemalist yapı, 1943 Necip Fazıl’ın Büyük Doğu hamlesiyle akamete uğratılmıştır. Necip Fazıl’ın ortaya koyduğu yeni sistem, yeni anlayış, yeni kavrayış metotları göz önünde tutularak Kemalist Cumhuriyet’ten yepyeni ve muazzam bir devlet ve düzen çıkmasına inanıyor musunuz?

AHMET DOĞAN İLBEY: 1923- 1950 arası Kemalist Tek Parti döneminden “Allah” demenin yasak olduğu ve kimsenin cesaret edemediği zulüm ve baskı yıllarıdır. Necip Fâzıl böyle bir şedit dönemde fikriyle ve aksiyonuyla meydana çıkmış ve İslâm’dan bahsetmiş, bu yolda dergi ve gazeteler çıkarmış, hapisler yatmış bir dâva adamıdır. Büyük Doğu, onun dâva ve fikriyatının adıdır. Büyük Doğu düşüncesi hareketiyle Kemalist dikta yıllarında tek başına mücadele vermiş, despot sistemin dayattığı Batıcı lâ-dinî değerlere karşı İslâmî değerleri savunmuş. Bu fikir ve hamleleriyle Kemalist ideolojinin surlarında gedik açmış ve bu istikamette üç neslin İslâmî dünya görüşüyle siyasete, edebiyata, sanata ve fikir hayatına atılmasına vesile olmuştur.

Elbette, Necip Fâzıl’ın ortaya koyduğu Büyük Doğu fikriyatından ve bundan sâdır olan anlayış ve metottan yeni bir Türkiye İslâm devleti doğabilir. Detaylı bir mevzudur. Şablon şeklinde düşünmek ve Büyük Doğu’nun öngördüğü her madde doğru olsa bile pratikte tutup tutmayacağı tatbikatla belli olur. Bunlar ârizi şeylerdir. Fakat ana fikir olarak Büyük Doğu düşüncesinden, meselenin ehli olanların yeni izah ve yorumlarıyla bir devlet düzeni oluşturmak mümkündür. Büyük Doğu’nun önemini üstadın kendi yazdıklarıyla anlatalım:

“Doğunun doğuşu. Rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ruhani ve ince bir sefer ediş hali. Büyük Doğu, İslamiyet’in emir subaylığı… Büyük Doğu, İslam içerisinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihat kapısı… Sadece Sünnet ve Cemaat Ehli tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslamiyet’e yol açma geçidi; ve O’nu eşya ve hadiselere tatbik etme işi… Bu durumda Büyük Doğu bir keşf-i kadimdir. Allah Resulü’nden (s.a.v.) günümüze kadar intikal eden İslami anlayışın keşif ve tatbikinden ibarettir. Büyük Doğu, İslam’ın zuhuruyla başlar. Mazrufunu sahabenin mücadele tarzı doldurmaktadır. Tarih içerisinde görülen Büyük Doğu’nun sahabe devrinden tek farkı zarf değişikliğidir. Fakat zarf, mazrufa (sahabe devrine) nispetle kendini kıymetlendirirken köle, bir emir subayı olduğuna vurgu yapar. Yani Allah Resulü (s.a.v.) ve sahabeden intikal eden manaya bağlı kalmak Büyük Doğu’nun esasını teşkil eder. Büyük Doğu’nun mazrufunda pazarlıksız iman, tefekkür, amel ve dava şuuru vardır. Orada iman her şeyden öndedir.”

Bu fikir ve tekliflerle, “Kartondan kuleler” gibi içi kof olan Kemalist Cumhuriyete karşı Türkiye’de bir İslâm devleti inşa edilebilir. Şüphesiz ki bu düşüncenin mazrufuna diğer değerli tecrübelerin de dahil edilmesi gerek.

METİN ACIPAYAM: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun sürekli vurguladığı “inşa” “diriliş” söylemleri tatbikata geçirilebilir mi?

AHMET DOĞAN İLBEY: Önce “İnşa” nın ne mânaya geldiğini anlatalım. İslâm devlet ve medeniyetini yeniden inşa etmek için gerekli olan fikir manzumesine üstadın ifadesiyle “kurucu fikir” denir. “Kurucu fikri kaynaklarından, yâni Kur’ân ve Sünnet’ten alarak yeni zemin oluşturmak lâzım. Bu zeminin detaylarını hazırlamak üstadların, mütefekkirlerin ve insan-ı kâmillerin işidir. Her şeyden önce bu zemin üstünde İslâm medeniyet tasavvurumuz yeniden tâyin ve târif edilmelidir ki bu istikametteki dünya görüşünün netleşmesi ve sistemli hâle getirilmesi şarttır. Şimdilik Türkiye sathında bu şekilde “inşa” hareketine zemin olabilecek sistematik bir zemin yoktur. Şüphesiz ki “inşa” anlayışına dair değerleri zümre, tarikat, fikir gurupları ve şahsiyet mesabesinde ihya etmeye çalışanlar var.

Necip Fâzıl’ın kelimeleriyle söylersek, inşa hareketinin sahibi fikir ve aksiyon insanıdır. Hareket eden, plânlayan, dünyaya yeniden nizam verme gayreti içinde olan, ruh ve mânâ âbidelerini yeniden ikame etme hareketini temsil eden, din ü millet değerlerimizi bir kere daha yorumlayarak hareketten düşünceye, düşünceden harekete eylem ve tefekkür içinde olan bir dâva adamıdır.

Şimdi de “diriliş” kavramının ne mânaya geldiğini anlatalım. Sezai Karakoç, “Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı kitabında “Diriliş” mefhumunu detaylıca anlatır. Anladıklarımı kendi üslûbumca şöyle hülâsa etmek istiyorum. Dirilmek; canlanmak, ayağa kalkmak, kendine gelmek; bütün mahlukâta mahsus olmasına rağmen esas itibariyle topyekûn bir milletin titreyip; “bana ne oldu da âmir iken memur; hâkim iken mahkûm; âdil iken adâlete mecbur kaldım; yeniden aslıma rücû etmeliyim, diyerek fikren ve aksiyon hâlinde yekinmesidir. Devlet ve medeniyete bakışının yeniden şekillenmesinde hangi saiklerin gerekli olduğunu bilmektir; diriliş. Nereden geldim; nereye gidiyorum sualinin gerçek mânâda sorulmasıdır. Hangi tarafta olduğunun idraki içinde bîtaraf olunamayacağının şuuruna varılmasıdır. İslâmî düşünmenin ve Müslüman olmanın gelişmeye ve tekâmüle mâni olmadığının şuuruyla hareket etmektir. İstikbâle ait İslâm devlet ve medeniyetin esaslarının derin bir târihî tecrübeden geçtiğine olduğuna vâkıf olmaktır. Mukaddeslerimize sahip çıkmaktır. Kur’ân ve Sünnet’in emrettiğine mutabık hareket etmektir. İslâm’ın bütün insanlığa tebliğ edici metoduyla çalışmaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Davutoğlu’nun vurguladıkları bu iki kavramı tatbikata geçirebilirler mi sualine bu noktadan bakmak gerek. İlk sualdeki açıklamalarımızda belittik. Türkiye, Kemalist devlet eliyle “devrim” mesabesinde bir Batılılaşma yaşadı. En az dört nesil modernleşmenin dalgalarıyla zihniyeti ve idraki yara aldı. Dolayısıyla hayat tasavvurları ve dünya görüşlerinde belli nisbette sekülerleşme izleri var. Bu idrak kirlenmesini bir çırpıda atmak kolay değil. Tedricen sağlıklı bir değişmenin başlaması gerek. Şüphesiz ki bu zihniyet ikilemi ümitsizlik mânasına gelmez. Türkiye’deki İslâmî yapı sağlamdır, kökleri asırlara dayanır. Dinî gelenek ve müesseselerini sivil sahada yaşatmaktadır. Vâkıflar, medreseler, tarikatlar, Kur’ân Kursları gibi müesseselerimiz dinî geleneğimin zeminini oluşturmaktadır. Fakat kamu hayatında ve modernleşmenin teslim aldığı geniş ve tesirli bir dünya var. Cumhurun seçtiği cumhurbaşkanı ve mevcut başbakanın “ inşa” ve “diriliş” ten bahsetmeleri elbette sevindiricidir.

Bu iki insan geldikleri yer bakımından İslâmî değerleri gaye edinmiş hareket ve siyasî faaliyetlerin içinden çıkmışlardır. Dindardırlar. Zihniyetleri ve fikriyatları noktasından bakıldığında “İnşa” fikrinin sahibi üstadların ve “diriliş” fikrinin sahibi Sezai Karakoç’un kitap ve düşünceleriyle yetişmiş insanlardır. Niyetleri asılda budur, fakat Türkiye gibi hâlen Batı’nın ekseninde tam olarak kurtulamamış ve çatışmalı bir sosyal ve siyasî yapıya sahip bir ülkede “inşa ve diriliş” fikrini tatbikata geçirmek bir çırpıda kolay olamasa gerek. Elbette ortaya atılan bir fikrin ve hareketin neticesinin ne zaman hâsıl olacağını Allah Teâlâ bilir. İnsan nazarıyla baktığımızda yine de ümitvarız. Her şeyden bu iki insan Tanzimatla başlayan, Cumhuriyetle sertleşerek resmî hâle gelen Batılılaşma taraftarı değildirler. Aksine yüz elli yıllık devlet geleneği olan Batılılaşmaktan kurtulmaya çalışan ve böyle bir niyet taşıyan insanlardır.

METİN ACIPAYAM: Salih Mirzabeyoğlu’ndan Necip Fazıl’a, Necip Fazıl’dan Said Nursi’ye, Iskılıflı Atıf hocadan daha nice fikir ve ilim adamları, Kemalist zorbalıktan nasibini almıştır. Kemalizm’in bu militarist ve gayr-ı insani tavırları hakkında ne söylemek istersiniz?

AHMET DOĞAN İLBEY: Türkiye semalarında Allahü Ekber seslerine ambargo uygulandığı, müezzinlere zorla “Tanrı uludur” diye ezan okutulduğu Kemalist zorba Tek Parti Döneminde fikir ve aksiyonuyla meydanlara çıkmış bir fikir ve dâva adamının yaptıklarına despot düzen sessiz kalamazdı. Çünkü millete hasım olan sisteme karşı hakikatleri haykıran Necip Fâzıl’ı Kemalist devlet defalarca hapishânelere yolladı, yayınlarını kapattı.

Çünkü Kemalist düzen karşısında Necip Fazıl, fikir ve edebiyat yazıları, şiirleri ve konferanslarıyla tek başına çok kimsenin yapamadığını yapıyordu. “Büyük Doğu” dergisi tek başına bu lâ-dinî rejimin varlığına bir tehditti ve milleti uyandırıştı. meydanlarda da dalgalanmaya başladı. Fikir hayatımıza yazı ve hitabet kudretiyle yön veren bir mütefekkiri, devrin Atatürkçü düzeninin rahat bırakması düşünülemezdi. büyük şair-sultanü’ş-şuara; İslam dünyasının yeniden şahlanışı için kendini bu dâvaya adayan ve Müslümanların kurtuluşu için hâl çâreleri arayan Büyük Doğu mimarı Necip Fâzıl, Edirne’den Maraş’a, Bursa’dan Erzurum’ kadar gidilmedik yer bırakmadı. “Kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakınmadan fert fert ben varım” cevabını verici bir gençliği yetiştirmek için yollara düştü. Kahvehaneler, konferans salonları, meydanlar Kemalist düzenden çekinmeden İslâm dâvasını anlattı. Millet düşmanı olan düzenin zulümlerini anlatan böyle bir dâva adamının Kemalist militarizmden eza görmesi onun için bir şereftir.

Bedîüzzaman Hazretleri, Kemalist devletten en çok zulüm gören büyük şahsiyet, büyük İslâm âlimidir. Materyalist düşüncenin, fikir hayatımızı hercümerc ettiği, Kemalist Cumhuriyet düzenin kanlı inkılâplarıyla ortalığı kasıp kavurduğu en karanlık, en sıkıntılı dönemlerde risâleleriyle Müslümanları yeniden şuurlandırdı, cesaret verdi. Bu yolda insanüstü bir mücadele verdi. Necip Fâzıl gibi, Kemalist düzenin surlarında gedik açılmasında en çok katkısı olan bir dâva adamı bir İslâm âlimi olan Bedîüzzaman Hazretleri’nin hizmetlerini yeni nesillere anlatmak fikrî bir borçtur.

İskilipli Âtıf Hoca, “târihin büyük mazlumları”ndandır. “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı kitabından dolayı kanlı ve şerir Kemalist devletin cellatları, yâni İstiklâl Mahkemeleri’nce idam edilen müderris ve âlim bir muhterem insandır. “Pişman olduğunu söyle” dediler. Fakat o fâzıl insan Kemalist düzenin cellatlarına eyvallah etmedi, savunmada yapmadı. Koğuş arkadaşı Tahirül Mevlevî’nin anlattığına göre, “rüyasında Efendimiz s.a.v.’ı görür ve kendisine “Atıf niye bize kavuşmayı geciktiriyorsun?”  buyuruyor. Bunun üzerine savunmayı yırtıp atar. İdam kefeniyle cennete uçuyor.

Bazı uygulamalara bakarsak, Kemalist düzen yıkılmaya başladı. İnanıyorum ki, anayasa, bazı kurum ve kuruluşlarda hâlâ yer alan Kemalist ilkeler sırf İskilipli Âtıf Hoca’nın idamından dolayı iflah olmayıp silinip gidecek, göreceğiz inşallah.

Salih Mirzabeyoğlu da Kemalist militarizmin hempası olan 28 Şubat darbecileri eliyle 16 yıl zindanlarda yatmış bir fikir adamıdır. Necip Fâzıl’ın Büyük Doğu fikriyatının takipçisi ve kendine has yorumlayıcısıdır. 28 Şubat 1997’den itibaren kötü şartlar altında hapislerde çürütülmek istenmiştir. Haksız ve hukuksuz yere uzun yıllar hapislerde tutulan fikir adamlarından biridir Salih Mirzabeyoğlu.

Bir hayli solcu Pkk’lı ve Marksist mahkûmlara tahliye kararı verilirken bu şahsiyet görmezden gelindi. Kemalist ulusalcı derin güçlerin isteği doğrultusunda, önce gözaltına alınıp müebbet hapis cezası verilen ve yıllarca “Telegram” (zihin yönlendirme) işkencesine mâruz tutulan Mirzabeyoğlu’nun yaşadığı hukuksuzluğun ve zulmün müsebbibleri Kemalist ulusalcı darbecilerdir. Onun fikirlerinden ve dâva adamlığından rahatsız oldukları içindir ki, uzun yıllar bırakılmadı. Hakkının ve mağduriyetinin iade edilmesi gereken bir insandır.

METİN ACIPAYAM: Teşekkür ederiz hocam.

AHMET DOĞAN İLBEY: Rica ederim efendim…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s