ŞEHİR VE MEDENİYET MÜLAKATLARI -1-

Dr. Bilal Bağış İle “Şehir Fikri” Üzerine Söyleşi

 BİLAL BAĞIŞ: Medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir.

 

METİN ACIPAYAM: Fikir, kaos, nizam, müessese, medeniyet, tatbikat meseleleriyle şehrin münasebeti nedir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Fikrin, kaosun ve müesseselerin bolca yer bulduğu; medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir. Şehirler, iyisi ve kötüsüyle, topluma özgü bu kavramların ve değerlerin hemen hepsinin vücut bulduğu, dünyaya mal-olduğu yerlerdir. Özellikle de modern batı şehirlerinde, insanı kendine hayran bırakan nizam ve intizam ile; hırsızlık, kaçakçılık ve suç oranlarının yüksekliğinin eş zamanlı varlığını, bu ilişki bağlamında daha iyi anlamak mümkündür zannediyorum.

 

METİN ACIPAYAM: Peki, fikrin, şehir çapındaki tatbikatı için nasıl bir fikriyat ve tatbikat şekli geliştirilmelidir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Fikrin mahiyeti de önemli elbette burada. Ancak, temelde, fikirlerin buluşması, şekillenmesi ve tatbikatı için bir hareket merkezi (yayınlar ile düşünce kuruluşu, dernek, vakıf gibi hareket organları) ve yaşamının devamı için de uygun bir ortam ve okuyucu kitlesi şarttır. Daha soyut, kültürel bir zenginlikten bahsediyorsak; bunun uygun bir ortamda, ortak bir mecliste dile getirilebiliyor olması önemlidir. Bu manada, üniversiteler, hatta dini cemaatler ve cemiyetler de bunun kurumsal bir yoludur. Bunun yanında, şehrin fiziki yapısına bir müdahaleden bahsediyorsak; Belediye meclisleri, halk meclisleri ve hatta ülkemize ait bir kurumsal yapı olarak kahvehanelerde tartışılabilmeli önce. Daha zengin bir sosyal yapı ile birlikte; daha uygun bir uygulama ortamı için, maddi ve manevi birikimin ve fiziksel mekân imkânlarının renkli olması da önemlidir.

METİN ACIPAYAM:  Bu noktada aklıma şöyle bir soru geldi; şehirler bu denli önemli ise, şehir çapında tatbik edilemeyen bir mefkûre, tatbik edilebilir özelliğe sahip midir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Zordur; ancak mümkün değildir demek de yanlıştır. Kesin bir ‘hayır’ için, bilimsel dildeki karşılığı ile, ‘çürütecek/aksi bir örnek’ bulamamak gerekiyor, ki, reddedememek için farklı örnekler mevcut. Örneğin, daha küçük bir sosyal oluşum olan ‘ataerkil’ aile yapısında, babanın sözü kesin hükümdür. Şehirde ise tek bir merciinin verdiği kararların sorgulanamaması, çok uygulanabilir, hatta uygun, görünmüyor. Ancak bunun istisnaları da yok değildir. Fakat, yine de, belli bir görüşün genel kabul görebilmesi için; en azından bir şehir ortamında uygulanması önemlidir. Bunun yanında, bir şehirde uygulanabilip; başka birinde uygulanamama durumu da olabilir elbette.

 

Şehirler, insanların ve fikirlerin bir araya gelmesi için uygun ortamı sağlar. Fikirler, bu mekânlarda (en azından teoride) özgürce dile getirilir. Fikirlerin inkişafından, birikimli ilerlemesinden de daha müreffeh bir medeniyete doğru yol alınır.

 

 

METİN ACIPAYAM:  Peki; Fikir, insan, hayat, mekan ile şehir arasındaki münasebet ağı nedir, nasıldır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Elbette pozitif bir ilişki mevcuttur; korelasyonun gücü ise sorgulanabilir. Nedensellik de çoğunlukla çift taraflı yürür… Şehirler, insanların ve fikirlerin bir araya gelmesi için uygun ortamı sağlar. Fikirler, bu mekânlarda (en azından teoride) özgürce dile getirilir. Fikirlerin inkişafından, birikimli ilerlemesinden de daha müreffeh bir medeniyete doğru yol alınır.

 

Şehrin devasa maddi unsurları arasına sıkışmış, daracık bir alanda dahi; fikirler, insan ve hayatlar kaynaşır, şekillenir ve hayat bulur. Ve şehrin büyüklüğüne denk de farklı fikirler gelişme imkanı bulabilir… Şehrin sunduğu farklı tatlar ve fikri altyapı ile birey, kendini aşma; bazen de kendine yabancılaşmaya doğru yol alır… Bu noktada, belki de, pozitif oluşumların (toplumun değerlerini taşıma görevini üstelenen yapıların) daha güçlü kalması önemlidir.

 

 

Her fikrin ve bireyin kendini ifade edebileceği ortamlar oluşmalı. Hürriyet ve nizamın mükemmel birlikteliği o kadar da zor değil aslında.

 

 

METİN ACIPAYAM:  Sizce, ferd ve cemiyet arasındaki muvazene ile hürriyet ve nizam arasındaki muvazenenin kurulması için mekan tanziminin ve şehir tertibinin nasıl olması gerekir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Fert, cemiyetin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bireysellikten, topluluğa geçilen bir ortamda, yaşamın düzenli akması için; hürriyet kadar nizama da gerek vardır. Ancak şunu da iyi anlamak gerekiyor kanaatindeyim; Karadenizli Havva Ana’nın da dediği gibi, ‘asıl olan vatandaştır, bireydir. Birey, halkın kendisidir; halk da, devlettir; devlet ve şehir, bizim sayemizde, birey sayesinde şehirdir, devlettir’. Bu nedenle, toplu yaşamın merkezinde her zaman, bireyin hayat kalitesinin arttırılması çabası olmalıdır. Ancak bu da, ferdin, istediği her şeyi yapabileceği anlamına gelmemelidir. Fert, cemiyete uyum sağlayabilmelidir. Ne fert, cemiyete; ne de cemiyet, ferde feda edilmemeli. Her fikrin ve bireyin kendini ifade edebileceği ortamlar oluşmalı. Hürriyet ve nizamın mükemmel birlikteliği o kadar da zor değil aslında.

 

 

 

Müslüman cemiyet, kendini apartmanlara hapsediyor; dar alanlarda zor şartlar altında yaşıyor. Cemiyet yaşamının yerini, apartman kavgaları almış durumda; doğal olarak fikirlere de pek zaman ve yer kalmıyor…

 

METİN ACIPAYAM: Bu anlamda; hayatın, hareket ihtiyacını ve akış ritmini; doğru ve sıhhatli şekilde kurmak için nasıl bir şehir fikri ve tatbikatına ihtiyacımız var?

 

BİLAL BAĞIŞ: Birlikte yaşama arzusu, ihtiyaçtan kaynaklanır. Toplu yaşamanın sinerjisinden faydalanma ihtiyacı, birey için, birlikte yaşamayı çok daha cazip kılıyor. İnsanların, sağlıklı ve huzurlu bir şekilde yaşayabileceği; çocuklarını büyütüp hayata daha iyi hazırlayabileceği.. Ekonomik bir unsur olarak üretebileceği, deşarj olabileceği ve yeni nesilleri daha iyi eğitilebileceği tüm olanakları sağlayabilecek  ‘daha kapsamlı şehirler’ fikrine ihtiyacımız var.

 

Binaların üst üste yığılmadığı; birlikteliğin sinerjisinin ortaya çıkarılabileceği ortamlar oluşturulmalı. Misalen, Osmanlı İstanbul’unda hatta Anadolu’da Müslüman cemiyet, apartmanlarda değil müstakil evlerde yaşardı. Kişisel özgürlük alanı daha geniş olurdu; bu sayede, hem sürekli bir arada olmanın negatif etkileri minimize edilir, hem de bir araya gelindiği zaman enerji, mutlaka pozitif bir iletişim ve topluma katkı sağlamak için harcanırdı. Bugün Batı’da olduğu gibi, toprak ve doğadaki yaşam ile bağı da kopmamış olurdu toplumun. Bugün, devran dönmüş; gelir seviyesi düşen Müslüman cemiyet, kendini apartmanlara hapsediyor; dar alanlarda zor şartlar altında yaşıyor. Cemiyet yaşamının yerini, apartman kavgaları almış durumda; doğal olarak fikirlere de pek zaman ve yer kalmıyor…

 

 

 

 

METİN ACIPAYAM:  O halde, şehirler; hayatın altyapısını, insanın imkân alanını oluşturmak için nasıl bir nizami çerçeveye oturtulmalıdır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Hem toplu hayatın kalitesi; hem üretim, rekabet şartları ve hayat standartlarının yükseltilebilmesi için, şehirlerin yapısı ve sunduğu olanakların iyi düzenlenmesi gerekiyor.

 

Şehirler, batıda, hatta komünist Rusya ve Asya’da sıklıkla karşınıza çıkabilecek ferah, geniş kamuya açık alanlar; geniş yollara, en azından 1-2 dev parka ve göze hoş gelecek yeşil bir görünüme sahip olmalı.

 

Doğu toplumlarının kronik problemi, altyapı sorunlarının çok geciktirilmeden halledilmesi gerekiyor. Ülkemizde son yıllarda kat edilen mesafelere rağmen henüz istenilen seviyeyi yakalamak çok uzun zaman alacağa benziyor. Şehir ve toplum; bireyi, sadece emek kaynağı ve harcama enstrümanı olarak gören modern kapitalist sistemin değersiz bakış açısı ile değil; özgür ve birikimli, şehrin asıl sakini ve sahibi bir birey olarak görmeli ve onu değerli hissettirecek bir yapılaşma öngörülmeli. Güven ve aidiyet hissi uyandırılmalı ki, birey de topluma borçlu hissedebilsin. İnsanın kendisiyle baş başa kalabileceği, deşarj olabileceği fiziksel mekânların sunulması önemli.

 

METİN ACIPAYAM:  Bu noktada; İnsanın ferd ve cemiyet şubesiyle varoluşunu gerçekleştirmesi için nasıl bir şehir kurulmalıdır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şehirler, sadece binalardan ibaret olmamalıdır. İstanbul dendiği zaman aklımıza, şu kule, bu site değil; o etkinliğin, bu müzenin, hatta şu dergâhın merkezi gelmeli belki de. Bireyin, sosyal, kültürel ve manevi birikimini güçlendirebileceği; dünyasını idare edip, ekmeğini kazanacağı; mesleğini öğrenip, icra edebileceği; bilgi birikimine katkıda bulunacak ortamların sunulabilmesi önemli. Yine, herkes fikrini, düşüncesini istediği şekilde ifade edebilmeli. Bunu sağlayacak ortamların ve fırsatların oluşturulması gereklidir… Ancak, en az onlar kadar, hukukun üstünlüğü de önemlidir; yargı sistemi iyi işlemeli.. Bu sayede, fikir hürriyeti ve hatta can ve mal güvenliği için de güvence sağlanabilmeli. Sosyal ihtiyaçların karşılanacağı tiyatro, gösteri sahası gibi her tür talebin vücut bulacağı mekanlar olmalıdır şehirde. Kültürel aktiviteler için geniş ve farklı opsiyonlar sunulabilmeli…

 

 

Birey, deşarj olmayı ‘kaos‘ta da arayabilir.

 

 

METİN ACIPAYAM:   Nizam ve hürriyetin burun buruna geldiği şehirde, her ikisini de en geniş anlamda ve alanda imtizaç ettirmek için nasıl bir şehir planlaması yapılmalıdır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Öncelikle, nizam ve hürriyet gibi birbirini tamamlaması gereken iki önemli unsur, burun buruna gelmek zorunda değildir. Herkes ‘kendi özgürlüğünün, başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bittiğinin’ farkında olursa, bu sorun büyük ölçüde aşılmış olur kanaatindeyim. Bu önemli bir kıstas. Yine, şehir planlamaları yapılırken, tüm toplumun faydalanabileceği geniş, kamu yararı sağlayan alanlara yer ayırılması (yukarıda bahsettiğimiz yeşil alanlar, geniş caddeler vs.) önemlidir; sosyal ve kültürel aktiviteler için fırsatlar da unutulmamalıdır. Bunlar olmadığı zaman, birey, deşarj olmayı ‘kaos‘ta da arayabilir.

 

Herkes, kimsenin kişisel özgürlük alanına girmeden; karşısındakine zarar vermeden, kimseyi rencide etmeden, her mümkün hürriyete sahip olmalı. Hürriyetler doğru ve yerinde kullanıldığında nizam da kendiliğinden oluşur.

 

 

METİN ACIPAYAM:  O halde; Şehrin nizami altyapısı ile içtimai hayatın nizami altyapısı arasındaki münasebet nedir ve birbirini nasıl etkiler?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şehirler, içinde yaşayan insanlarla; sosyal ve kültürel aktiviteleri ve fikri altyapısı ile anlam kazanır. Şehir ve içindeki ilmi, kültürel ve sosyal oluşum birbirlerini tamamlarlar. Sosyal, ekonomik, nizami ve güvenlik yönlerinin adam-akıllı yoluna koyulduğu bir şehirde; sosyal düzen de kendiliğinden uyum sağlar bu düzene…  Örneğin, bilinçli vatandaş, sürekli olarak daha iyisini talep eder; sorunları dile getirir, hatta çözüm önerileri sunar. Bu da büyük resimde şehrin tümü için artı değer yaratmaktır. Karmaşık ve kalabalık bir şehir yapısı da, sosyal hayat kadar, insanın iç dünyasını da aynı şekilde karmaşık hale getirir. Daracık alana sıkışan insan da elbette sürekli stres ve depresyon gibi psikolojik sorunlarla boğuşur.

 

 

METİN ACIPAYAM: Peki; İnsan kalabalığını, bir mefkûreye bağlı “cemiyet” haline getirme sürecine şehrin katkısı ve etkisi nedir, nasıl gerçekleşir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Bireysellikten, birlikte yaşama ve cemiyet hayatına geçiş bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor biraz önce dediğim gibi. İnsanlığın, tarih boyu yolculuğunda önemli bir dönüm noktasıdır bu. Şehir, yeni fırsatlar sunar, birlikteliği ve fikir alış-verişini kolay kılar. İş bölümü ve her tür riskin, dışsal bir şokun (hastalık, kaza, iaşe sıkıntısı; eğitim, barınma ve hatta doğal afet ve savaş gibi) sigortası ile yaşam kalitesi arttırılır. Şehir yaşamı, fikirsel etkileşim ve iletişimi kolaylaştırır. Hatta fikri altyapıya daha fazla zaman harcanmasına imkan oluşturacağı için, bağları daha da güçlendirerek; cemiyete geçişi hızlandıracaktır.

 

 

METİN ACIPAYAM:  Hareketli içtimai nizam ile sabit mekan nizamı olan şehir nasıl terkip edilmelidir ki her ikisi de kendi özelliğini muhafaza edebilsin?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şehir, sosyal yaşamın ve düzenin ihtiyaçlarına cevap verebilmeli; sosyal ve kültür faaliyetler ile entelektüel seviyenin sürekli yükseltilmesine fırsat vermeli, ışık tutmalı, önayak olmalıdır. Toplum ve içinde yaşadığı şehrin yaşamı, bireylerden ve bireylerin toplamından daha çok şey ifade edebilmelidir. Kitle iletişim araçlarının yoğun kullanımı da insanları ve ortak fikirleri aynı ortamda buluşturan farklı bir unsur. Şehrin, kültürel, teknolojik ve eğitim altyapısı sağlam olmalıdır. Birey, bir başına yapamadığını; yalnız iken başaramadığını, şehirde, toplum yaşamın desteğiyle gerçekleştirebilmeli ve kendini ifade edebilecek özgürlüğü yakalamalı.

 

Ancak, toplu yaşamın güzelliği kadar; bireyin kendisiyle (veya ailesiyle) baş başa kalabileceği ortamlar da oluşturulmalı.

 

 

METİN ACIPAYAM: Bilal bey; sizce, içinde sanat eserleri olan bir şehir mi yoksa sanatkarane inşa edilen bir şehir mi tercih etmeliyiz, ikincisini tercih edeceksek nasıl olmalı?

 

BİLAL BAĞIŞ: İkisi de olmalı. Ancak, birincisi ile başlarken; ikincisine, er ya da geç ulaşmalı. Yani birincisi araç, ikincisi amaç olmalıdır. Sıfırdan, yeni şehirler üretmeye çalışmanın fırsat maliyeti çok olur kanaatindeyim. Kazakistan gibi, yeni bir Astana’yı inşa edecek kadar ekstra petrol gelirimiz yok. Yapay şehirlerin, Çin’deki hayalet şehirler gibi boş kalma ihtimali de yüksektir.

 

Diğer yandan, sanat eserlerinin yokluğu da, çok çalışıp hiçbir şey üretememek misali, pek hoş bir imaj oluşturmaz sanırım.

 

 

METİN ACIPAYAM: Peki, sanat yapmak yerine sanatkarane yaşamayı tercih edeceksek; şahsiyet, cemiyet, hayatın tüm muhtevasına zerk edeceğimiz sanatın şehir altyapısı nasıl olmalıdır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şehir bir bütün olarak, yeni fırsatlar sunmalı; katma değer yaratabilmeli. Şehir bir anlamda, ilim yuvası olmalıdır; açık ve kapalı okullar (geniş anlamda), kültür merkezleri ve geçmişin medreseleri gibi irfan yuvalarına, bilimsel oluşumlara yurt olmalı. Eğitimin yanında, üretimin de sergileneceği mekânsal ihtiyaçlara da cevap verebilmelidir. Kültürel, sosyal, fiziki ve hatta ekonomik altyapısı sağlam olmalı bir şehrin. Ulaşım ve finans altyapısı, hem bilimin ve fikriyatın yeşermesi ve hayat bulması, hem bir eğitim ve kültür yuvası olarak, şehir fikrinin en önemli özellikleri arasındadır. Bugünün Amerikan şehirlerini; ve Avrupa’da da geçmişten bugüne, Viyana, Paris, Frankfurt ve Londra’yı diğer Avrupa ve dünya şehirlerinden öne çıkaran temel fark budur.

 

 

METİN ACIPAYAM: Şehrin tümünün bir sanat galerisi, tamamının bir irfan havzası, hepsinin bir ilim laboratuvarı, nihayet her taşının bir tefekkür sebebi ve eseri olması mümkün müdür, böyle bir şehir mefkûresi geliştirilebilir mi?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şüphesiz mümkündür. Hatta gereklidir. Bilgi toplumlarında elbette mümkündür; çoğu zaman da doğal bir sonuçtur. Tarihten, aklıma ilk gelen örnek, İslam dünyasında yüzyıllar boyu eğitim ve ticaretin ana merkezlerinden biri olan Bağdat’tır. Bağdat uzun bir dönem, ilim ve irfan yuvası, ölümsüz bir şehir oldu. Şam ve Kahire; hatta Kurtuba da öyledir. İstanbul ve Kudüs de herkesin malumu zaten. Yine, Bektaşi geleneğinin vücut bulduğu Ankara ve Mevlana’nın memleketi Konya, Anadolu’da uzun dönem o rolü üstlendiler. Daha Batı’da, Endülüs, başkenti Kurtuba, Sevilla ve El Hamra’sı ile hala batıyı kendine hayran bırakır. Batı uygarlığı için de, Prag, Viyana, Sen Petersburg gibi örnekler saymak mümkündür. O uygarlığı taşıyacak, sonraki nesillere aktaracak izler barındırmalı şehir.

 

 

Şehir, medeniyetin aynasıdır. Medeniyeti, hem bir açık hava müzesi gibi izleyici ve ziyaretçiye sunar, hem sonraki nesillere aktarılmasında koruyucu ve muhafaza edici görev üstlenir.

 

 

METİN ACIPAYAM: Şehir medeniyetin küçük misali midir, aralarındaki münasebet nasıldır?

 

BİLAL BAĞIŞ: Şehir, medeniyetin aynasıdır. Medeniyeti, hem bir açık hava müzesi gibi izleyici ve ziyaretçiye sunar, hem sonraki nesillere aktarılmasında koruyucu ve muhafaza edici görev üstlenir. New York’a veya Şikago’ya uzaktan baktığınızda, hem bugünü hem bugüne dek süren yolculuğuyla, kapitalizmi görürsünüz. Moskova’ya tepeden bakınca Komünizmi hissedersiniz. Şam ve Kahire’de, kadim İslam medeniyetinin havasını hissedersiniz. Kurtuba ve Sevilla’ya bakınca o dönemin görkemli Endülüs ve İslam medeniyetini bugün dahi derinlemesine hissedersiniz.

 

Medeniyet şehri kapsar, ve şehre hayat verir, yaşatır. Şehir de, medeniyetin bir parçası olduğu gibi; onun önyüzüdür ve hayat kaynağıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, İstanbul aşkına da biraz bu minvalde, bir medeniyet hayalinin parçası olarak bakmalı. Çamlıca camisini de Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin inşasını da böyle görmeli.

 

 

İstanbul’a hayat verebilirseniz, bu ülkeye bir umut; yeni bir medeniyet projesi vadedebilirsiniz.

 

METİN ACIPAYAM: Peki, Şehir inşa edemeyen mefkure medeniyet inşa edebilir mi, arasındaki münasebet nedir?

 

BİLAL BAĞIŞ: Açıkçası zor. Şüphesiz bir insan yığınını toplamak ve büyük nüfuslu bir topluluk oluşturmak çok da zor olmaz; ancak bu yığından dolu-dolu bir şehir inşa edemeyen, medeniyeti hiç kuramaz. Veya, doğal olarak büyüyen, nüfusu sürekli artan bir topluluktan; medeniyete hayat verecek bir şehir oluşturamayan, oluşturmak için çaba göstermeyen bir grubun, partinin veya topluluğun medeniyet hayali de içi boş bir hayal olarak kalır.

 

Buradan hareketle de, küçük bir şehri yönetemeyenlerin, büyük bir medeniyet projesini sunması inandırıcı olamaz. Türkiye örneğinde, ancak ve ancak, İstanbul’a hayat verebilirseniz, bu ülkeye bir umut; yeni bir medeniyet projesi vadedebilirsiniz.

 

 

Şehir, medeniyetten can bulur; büyür, gelişir ve sonrasında o medeniyete hayat verir. Medeniyetin birikimlerini muhafaza eder ve sonraki nesillere koruyarak, geliştirerek taşır.

 

 

METİN ACIPAYAM:  O halde, medeniyet inşasına giden yol şehir inşasından mı geçer, şehir inşası medeniyet inşasının temrini midir, ikisi arasında nasıl bir merhale farkı var?

 

BİLAL BAĞIŞ: Medeniyet bir birikimi; derin bir kültürü ve yeni bir yaşam tarzını, belli bir düşünce altyapısı, bilim ve sanat ile farklı bir mimariyi ifade eder. Medeniyet inşasına giden yol, fikri ve ilmi alt-yapı kadar; (sosyal ve kültürel yapısı, eğitim organları, mali ve manevi altyapısı ile) şehirlerin inşasından ve o şehirleri birbirine bağlayacak yolların ve iletişim araçlarının geliştirilmesi ve inşasından geçer. Mal ve hizmet ile birlikte, fikirler, kültürel zenginlikler, bilgi ve birikim ile teknoloji de o yollar üzerinden taşınır ve paylaşılır. Daha sonra da o şehirleri dolduracak ilim ve irfan yuvaları oluşur ve bir entelijansiyanın varlığı gelişir.

 

Şehirler, yeni ve sağlam bir medeniyet yolunda büyük bir basamaktır; önemli bir ilk adımdır. Bazen tek başlarına da bir medeniyettirler, Yunan şehir devletleri ve Atlantis gibi. Şehir, medeniyetten can bulur; büyür, gelişir ve sonrasında o medeniyete hayat verir. Medeniyetin birikimlerini muhafaza eder ve sonraki nesillere koruyarak, geliştirerek taşır.

 

 

METİN ACIPAYAM: Teşekkür ederiz Bilal bey

 

BİLAL BAĞIŞ: Rica ederim Metin bey

 

 

 

 

 

  1. BİLAL BAĞIŞ KİMDİR?

 

1984 yılında Bingöl’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Bingöl’de, liseyi ise Diyarbakır’da tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) başarı burslu olarak mühendislik okudu. Sabancı Üniversitesi’nde burslu ekonomi yüksek lisansı yaptı. Ardından, ABD’de Kaliforniya Üniversitesi’nde dünyanın en iyi para politikacılarından birinin yanında, burslu uluslararası ekonomi doktorasını tamamladı. Araştırma konuları, lisans döneminden bu yana, istikrarlı bir şekilde, ülke sorunları ve politika enstrümanlarının etkinliği üzerine odaklandı.

 

Öğrenim hayati boyunca okul birincilikleri ve ÖSS dereceleri dahil bir çok başarı yakalayan Dr. Bağış; Türkiye Cumhuriyeti yurtdışı devlet bursu ile; TUBITAK, TEV, Fulbright, ITU, Sabancı, ve UC gibi üniversite ve kurumlardan bir çok ödül ve burslar kazandı. Doktora sonrası aldığı diksiyon eğitimi ile birlikte, onlarca eğitim ve finans sertifikası aldı ve bir çok uluslararası seminer ve konferansa aktif katıldı.

 

Dr. Bağış, Sabancı Üniversitesi ve Kaliforniya Üniversitesi’nde kendi derslerini verdi. Ayni üniversitelerde, ekonomi ve matematik derslerine asistanlık yaptı. Merkez Bankası, THY, TSKB ve Yapı-Kredi gibi Türkiye’nin önemli bir çok kurumunda araştırmalar yaptı ve kısa süreli tecrübeler edindi. Türkiye ve ABD’de çeşitli firmalara danışmanlık yaptı. Mayıs 2014’de Sabancı Grubu’nda genel müdürlükte ekonomist, stratejist pozisyonunda çalışmaya başladı. Dr. Bağış, Haziran 2015 seçimlerinin ardından Sabancı Üniversitesi’nde verdiği ders ile akademiye geri adım attı.

 

Dr. Bağış, ileri düzeyde İngilizce ile birlikte Fransızca ve Almanca biliyor. Ortak dil Türkçe ile birlikte, doğduğu bölgede yaygın kullanılan Zazaca ve Kürtçe dilleri de ana dilleri arasında. Dr. Bağış, Türk-Amerikan Akademisyenler (TASSA) Birliği, Amerikan Ekonomi Birliği (AEA), Dünya Ekonomi Birliği (WEA) ile ITUMED, SUMED ve UC Alumni dernekleri üyesi ve IKAD (İstanbul Karateciler Derneği) danışmanlığı yapmaktadır. Dr. Bağış, su kayağı sertifikasına sahip olup; yüzme, bisiklet, trekking, satranç ve karakalem çalışmalarına ilgilidir. İyi bir sinema izleyicisi ve düzenli bir kitap okuyucusudur.

 

Dr. Bağış, özellikle de iç ve dış tehditlerin zirveye çıktığı, ‘17 Aralık darbesi’ benzeri, derin bağlantılı operasyonların yoğunlaştığı bu zor dönemde, ülkesine hizmet etmek ve Anadolu insaninin hayır duasını almak için; davasının, millete hizmet davası olduğunu göstermek için ilk defa, Haziran 2015 seçimlerinde milletvekilliği görevine talip oldu.

 

 

 

Dr. Bilal Bağış

 

Ekonomist, Stratejist, Danışman ve Akademisyen

 

AK Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s